Kasabanın birinde, bir değermen ile değirmenci yaşarmış. Yıllar yılı kasabada ki çiftçilerin, buğdaylarını, muntazam olarak sıraya konar, disiplinli bir şekilde değirmende buğdayları öğütüp un haline getirir sonra unları çuvallara doldurur, çiftçilere para karşılığında verir para kazanıp geçimini sağlarmış.
Yıllar geçmiş, o değirmenci günün birinde ölmüş, yerine epey zaman sonra yeni bir değirmenci gelmiş ve köylüler sevinmiş değirmencimize kavuştuk diye fakat o değirmenci, eskisi gibi değilmiş, yeni gelen hiç köylülerle geçinemiyormuş. aksimi aksi, huysuzmu huysuz muş, köylülere bağırıp çağırıyormuş, azarlıyormuş, huysuz mu, huysuzmuş, köylülere bağırıp çağırıyormuş, azırlıyormuş iyi davranmıyormuş, buğdayları zamanından, değirmende öğütüp un yapmıyormuş.
Köylüler buna kızıyormuş, meselenin aslı şuki bu değirmenciye ders vermek için, köylülerin sabrı taşmış ellerine aldıkları deyneklerle, değirmenciyi yenmi yemen mi dövmüşler.
O günden bu güne korkuyla değirmenci bir daha işini aksatmadan ve zamanında işini yapmış.
atalarımız ne demiş (Nus ile uslanmıyana etmeli tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir.) demişler.