Aslına bakarsanız bu günkü konu biraz özel biraz da toplumsal.
    Takip edenler bilirler zaman zaman kendi hayatımdan da örnekler veririm yazılarımda.
    Sonuçta ben de bir vatandaşım, bu toplumun yetiştirdiği insanım. Yani benim duygu ve düşüncelerim, heyecanım, yaşadıklarım bir çoğumuzun ortak paydasını oluşturuyor.
    Yani ben, Allah’ın bana kısmet ettiği gazetecilik mesleği vasıtasıyla ayna görevi görüyorum.
    Toplumun aynası…
    Bu günkü konu biraz özel dedim ya, isterseniz işin özel kısmından başlayalım.
    Doğruyu konuşmak gerekirse ben amcası ile 30 yıl sonra tanışmış bir gencim.
    Bazı zamanlar uzaklarda bir amcamın, baba yarısının olduğunu unuttuğum dahi olmuştur.
    Üç erkek kardeşin en büyüğü olan amcam yıllar önce gittiği gurbetten bir daha dönüp de topraklarına gelmemiş/gelememiş!
    Şu son iki yılda tanışmak kısmet oldu.
    Çocuklarından ikisini tanırım birini ise isimi dışında hiç tanımam.
    Amca baba yarısı olduğundan insan hayatından babayla birlikte bir yarı,
    İcabında elini büyük bir hürmetle öpebileceği, heybetinden güç bulup, büyüklüğünden erdem kazanma gayesiyle bir kandaş, bir akraba, sıcak bir el istiyor!
    Allah bize yalan dünyada biraz geçte olsa tanışmayı kısmet etti.
    Etti etmesine ama haliyle yılların verdiği uzaklık samimiyeti de uzak kılıyor.
    Gönül hiç tanımasa da aynı soy ismi taşıdığı, aynı kanı paylaştığı bir yakınının tırnağına taş değse yüreğinde sızlatmaya yetiyor.
    Amcamı hiç tanımasam da her zaman gıyabına, hayaline dua ettiğim zamanlar olmuştur.
    En son dün rahatsızlandığı, hastaneye kaldırıldığı haberini aldığım da hayaline dualar gönderdiğim o insana çok uzak ama aslında damarımdaki kan kadar yakın olduğumu hissettim. İnanır mısınız o an yılların verdiği uzaklık çıkıp gitti bir anda aradan, kaygılar, endişeler baş gösterdi.
    Amcama telefon aracılığı ile ulaşamadığım için İstanbul’da bulunan daha başka akrabaları aradım.
    Ne gariptir bir çoğunun bir birinden cep telefonu numarası dahi yoktu!
    Garipsedim, şaşırdım, üzüldüm…
    İstanbul gibi bir yerde kim kime güvenebilir akrabadan, en yakınından, en azından hemşerisinden başka.
    Nihayetinde amcamın yüzlerini hayatta bir kere görebildiğim çocukları ile konuştum,
    Amcamın durumunu öğrendikten sonra onlarla uzaklıklara, aradaki soğukluklara, ayrılıklara NEDEN dedik sohbetimizin arasında.
    Neden bu kadar uzağız?
    Yılların verdiği ayrılık, hasret, akrabayken el olmak neden?
    Bunu sorduk kendi kendimize ve dün bir kez daha anladım ki insanın her şeyini paylaşabileceği akrabalara, en yakınına paradan, puldan, dünyadaki her şeyden daha çok ihtiyacı var bu dünyada.
    Dünkü yaşadığım duygu yoğunluğu etrafımdaki insanları, toplumun genel yapısını irdeleme ihtiyacı doğurdu bende.
    Komşunun komşuya, esnafın esnaf, iş arkadaşının iş arkadaşına,
    Kardeşin kardeşe, dedenin toruna, amcanın yeğene, halanın teyzeye
    Köylerin köylere, ilçelerin ilçelere, illerin illere,
    Dünyanın kendine yabancı olduğu bir evren çıktı karşıma.
    Hayat yoğunluğu, o telaşe, her an yarış halinde olduğumuz dünyada meğer ne kadar da yabancıymış kendi kendimize.
    En yakınımızla dahi aslında o kadar çok el gibiyiz ki…
    Belki abartı gelecek ama artık karı-koca dahi bir birine o kadar uzak ki…
    İki elmanın yarısı eşler bir birinin dünyasından kopuklar, ayrı frekansta yaşıyorlar pek çok şeyi.
    Aynı filme dahi ilgi duymuyor, aynı komikliğe gülemeyecek kadar uzaklar.
    Bu enteresan ve de yabancılaşan dünyada ben amcamla 30 yıl sonra tanışma kısmetine erişmişim.
    Dün yüreğime bir ok misali saplanan yalnızlık hissi işte bu yabancılaşmadan başak bir şey değil.
    İnsan en yakınına dua etmez mi önce. En yakınının mutlu gününde bulunup, en kötü gününde üzülmez mi?
    Cenazede tabutun bir ucundan tutacak olan yine biz değil miyiz?
    İyi ama biz yabancıyız ki?
    Amcamı yıllarca süre gelen hasretliğe mahpus eden bu yalan dünya gördüm ki beni de Yozgat’ta prangalamış!
    O gelemediyse ben mazeretsiz ona gitmeli miydim, gitmeliydim!
    Dün çocuklarıyla yaptığım görüşmede anladım ki onlar da gelememenin o köprüden geçememenin garipliğini yaşıyorlar.
    Giderek yabancılaştığımız bu dünyda dün yabancılaşmanın garipliğini yaşayanlardan oldum.
    Bu gün aynı kanı paylaştığımız insanlara yabancıyken kime ne kadar yakın olabiliriz?
    Yabancılaşan dünyada mazeretler ardına sığınıp, o mazeretleri suratlarımıza maske yapmadan önce bir kez daha ölümü hatırlamak, en azından ona yakın olmak, ne kadar yabancılaştığımızı anlaya aslında yetiyor.
YOZGAT RÜZGARI
Buna da sağlık!..
    Artık Devlet Hastanesi ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde randevu sistemi başladı.
    Aslında özel hastanelerde bu sistem yıllardır uygulanıyor.
    Ama devlete ait hastanelerde ne hikmetse bir türlü hayata geçirilememişti.
    Dünya insanlığının yıllardır uyguladığı bu sistemi yeni yeni de olsa Yozgat’ta görmek güzel.
    Sabahın kör karanlığında hastane yollarına düşen insanları,
    Canının derdini bırakıp, hastalığını unutup, hastane koridorlarında çağ dışı bir görüntüde bekleyenleri şükür birileri hatırladı.
    Bu dünyaya göre basit bize göre önemli bir gelişme.
    Ben sağlıkta atılan en küçük adımın dahi Türk insanı adına çok şeyler kazandırdığı düşüncesindeyim.
    İnsanım bu gün kuyruklarda çile çekmekten kurtuluyor!
    İnsanım insan gibi sağlık hizmeti almanın bir önemli adımını daha geçti.
    Şükür buna…
    Bu gelişmeyi hayata geçirenlere her şeye rağmen teşekkür ediyorum.
    Teşekkürüm vatandaş adına, belki yenileri gelir umuduyla.
    Ne diyelim buna da sağlık değil mi efendim…