Hasta olacaksınız oğlum, katran gibi cağaldakta çimilirmi geberesiceler….  diye büyüklerimiz azarlar ve bazen döverlerdi. Ama biz, “Gıpılının Cağaldağın” duruluğunu ilk ben bulandıracağım diye malı bırakır yarış halinde koşarak sabah, akşam, soğuk, kirli demeden saatlerce çamurun içinde çim babam çim.  Kurbağalar bile su kirlenince cağaldağı terk ederlerdi.
    O zamanlar Guvalı Çayırlarının en geniş cağaldağı “Gıpılının Cağıldak”tı. Kafaları milli, gözleri kızarık ve kirli kirli dolaşan çocuklara Gıpılının Cağıldağın kurbağaları bunlar derlerdi. Köyde ozaman çoğunun lakabı, kurbağa, su iti, su tospağası, çömçe balığı, cağaldak camızı falan filandı. Lakaplardan kurtulmak için insanlar günlerce kavga, döğüş ederlerdi ya güçlü olanlar kurtulur, garip olanlar her uyuz ada layık kalırdı.
    “Gıpılının Cağaldak”ta çimen ve evden azar işiticeği için milli kafayla gitmeye cesaret edemeyenler “Goyak Deresi”ni “Arpalık” ve “Beşpınar” boğazına bağlayan mekandaki Gıdı Bekirin pınara koşarlardı. Tabiiki babayiğit olanlar ancak o buz gibi olukta veya lülede çimebilirlerdi. Suya dokunu dokunmaz zıplatırdı. Buz keserdiniz adeta. Yalnızca kafayı  yıkamaya kalkışsanız beyniniz donuyordu.
    Yıllarca çimdik Gıpılının Cağaldakta… Taa ki.. içinde Apılının eşşek geberene kadar. Günahını almayalım da Gışlanın mı, Sarıhacılının mı bekçileri, ekinlere dadandı diye zavallı eşeği cağaldağa kahmışlar, hayvancağız orda mile saplanarak boğulmuş. Kimse çıkaramadı da.. O yüzden o cağaldağı terk etmek zorunda kaldık. 250-300 metre kadar aşağısında çok milekli ve biraz daha küçüktü ama, Cinni Zabit ve Kipri Halisin çayırların altında bir cağaldak vardı orda çimmeye başladık.
    Rahmetlik babam bana her seferinde öğütlerdi. Oğlum Cağaldaklarda çimme, Eğer çimerde milek olursan gel anan bi helke su koysun, evimizin sulukluğunda çim, hemide sırtını üfelletir yavrum… derdi. Çünkü ben çok zayıf ve çelimsizdim.
    “Samoa Adaları”nda, “Karayibler”de, “Maldivler”de, “Maritus”’ta, her zaman rüya gibi diyerek anlattıkları okyanus ortalarında bulunan gözlerden uzak ama binlerce çeşit ikram, yiyecek, içecek ve alterfnatif aparatlarla süslü bol yıldızlı otellerde tatil yapanlar, yonca desenli gemi yüzdürülecek büyüklükteki havuzlarında yüzenler, para ve konforun ölçütü olmayan mekanların misafirleri acaba Gıpılının Cağaldakta çimmenin mutluluğunu hissedebiliyorlarmı?.
    Borsada, tahvilde, repoda, albitraj işlemlerinde, aklımızın almadığı meşru veya gari meşru işlerde saati saatine katlamalı para kazanan, güney kutbu ve kuzey kutbunu imkanları ile evimizin odaları kadar yakın hisseden o  insanlar, bir bostanlıktan hıyar, kelek, şemşamer, üzüm çalmanın, onuda çokelik ve ekmekle yemenin keyfini ve doyumunu yaşayabiliyorlarmı?... Asıl rüya mekanlar, renkli yaşamlar ordaydı. Huzur ve mutluluğun, dostluk ve arkadaşlığın hasının yaşandığı yıllardı çocukluk günlerimiz....