Lütfen konunun muhatapları bu yazıya muhatap olmasınlar.
    Bu güne kadar olmadılar, bu günden sonra olmalarını zaten beklemiyorum/bekleyemiyorum.
    Bu günkü İleri Gazetesi’nin manşet haberini eminim okumuşunuzdur. Okumadıysanız da lütfen bırakın bu satırları yaşanan drama yakından şahitlik edin, o haberi okuyun. 
    Ne diyor haberde; “Doğumhanede dayak iddiası”
    Dayak attığı iddia edilen kim: DOKTOR
    Dayak yiyen kim: 22 YAŞINDA GENÇ BİR ANNE
    Yer: DOĞUMHANE

    İddialar sadece dayaktan ibaret değil. Küfür var, hakaret var, insan onurunu incitme, hasta haklarını ihlal, yönetici zafiyeti ve daha neler…
    Her zamanki gibi Yozgat Bozok Doğum ve Çocuk Bakımevi’nde yok yok…
    İşini hakkıyla yapana sözüm yok her zamanki gibi.
    Zaten üstüne alınan varsa da mutlaka bir yerde yanlışı vardır merak etmesin.
* * *
    Konunun detayları zaten haberimizde fazlasıyla mevcut ama isterseniz ben birkaç küçük hatırlatmada bulunayım olmaz mı?
    Tarihler 2010 yılının son dönemleri.
    İşte size Doğumevinden yansıyan bir haber: “Minik Sudenaz boğazına kaçan cisimle geldiği hastanede öldü.”
    Sudenaz kim mi, 1, bilemediniz bir buçuk yaşında minik kız çocuğu.
    Boğazına kaçan cisimle Doğumevine geliyor, ama 3 saat can çekiştikten sonra ölüyor.
    Bu olayın üzerine Tabipler Odası şu açıklamayı yayınlamıştı o gün: “Hastaya etkin müdahaleyi yapabilecek uzman kadro ve ekipmanın bulunmaması ve hastanın bir üst merkeze sevk işlemlerinin gecikmesi hastanın kayıp edilmesinde ön plana çıkan unsurlardır.”
    Bu benim hatırladığım ve hiçbir zaman unutamayacağım olaylardan bir tanesi.
    Bizatihi ben ve ailemin Doğumevi’nde yaşadıklarını daha önce sizlerle paylaşmıştım.
    İlgisizlik, ihmal, yönetim zafiyeti ve aklınıza gelebilecek her türlü olumsuzluğa maruz kalanlar arasındayım anlayacağınız.
    Hala Sudenaz neden öldü diye soruyorum kendime Doğumevi’ne baktıkça.
    Ama bu soruyu sorması gerekenler çok rahat oturuyorlar makamlarında.
    Çok rahatlar çokkk….
* * *
    Şimdi dönelim asıl konumuza.
    22 yaşında genç bir kadın. Köyden, Boğazlıyan’ın Ömerli Köyü’nden karnı burnunda üstelik otobüsle yolculuk ederek geliyor Yozgat’a.
    Sabah 09:00 gibi Yozgat’ta oluyor.
    Kim bilir saat kaçta sabah etti.
    Eşi recberlik yapıyor, çiftçi. Gelemiyor eşinin ikinci doğumuna.
    Doğumevine giriş başlı başına bir sıkıntıyla başlıyor. Bayan doktor muayene ediyor önce sonra erkek doktora havale ediyor, ama ‘Benim hastam değil’ mantığıyla hareket ediyor doktor.
    Sonra bayan doktorun ısrar edince hastanın muayenesi ve yatışı gerçekleşiyor.
    Bundan sonra yaşananlar, şuana kadar anlattıklarımın yanında peynirli ekmek.
    Doğum yaptıracak doktor, kendinden ilk etapta çekinen kadına önce bağırıyor, hakaret ediyor, horluyor, kızıyor.
    Yetmiyor doğumhanede bir de yumruk patlatıyor kadının suratına.
    Aman Allah’ım burası neresi?
    Hangi ülke hangi şehir hangi hastane…
    Normal doğum yapan kadın narkozlu.
    İkinci yumruğunu hatırlıyor doktorun atmaya hazır…
    Derken görümcesi çıkageliyor doğumhaneye.
    Ne sevinmiştir bir tanıdık yüz gördüğüne kim bilir.
    Kadın doğum sancısı çektiği halde orada bulunan diğer görevlilerin kolundan tutup yardım etmiyor. Can havliyle çıkıyor doğum masasına.
    Doktorun gözü öylesine dönmüş ki, ‘Atmayın dikişini, bırakın ölsün’ diyebiliyor.
    Hakaretin, küfrün ve devamında gelen darbın ardından şikayetçi olan aileye bir de hakkımı (!) helal etmem, şikayetçi olmayın diyor doktor bey.
    Hadi onu geçtim, doktor zaten amacı, maksadı belli, doktorluk dışında her şey, ya yöneticilere ne demeli.
    Aman şikayet etmeyin, hastanemizin adı çıkmasın diyen yöneticilere ne demeli.
    Hastanelerin çoğunda böyle.
    Yaşanan tüm olumsuzlukların üzeri kapanıyor.
    Adam doktoru dövüyor yönetici geliyor şikayetini geri al diyor.
    Adam doktorun anasını, eşine, çocuğuna varıncaya kadar küfrediyor ama yönetici gıkını çıkarmıyor.
    Bu kez mağdur olma sırası vatandaştaydı her zamanki gibi. Ama doktorlar da maruz kalıyor çoğu zaman hastane içi baskılara.
    Yönetici yönetme kabiliyetinden yoksun hem masa başında oturuyor hem de ayıpları örtmeye çalışıyor. Zihniyet aynı zihniyet.
    Ey benim vatandaşım sen sen ol hakkını ara, en azından susma.
    Tamam biliyorum vatandaşın, senin, benim serzenişini (çok af edersiniz) tınlayan, kaile alan, adam yerine koyan yok ama gün gelir bu sesler birleşir sen de mağdur olmazsın bende.
    Ama susarsan sende mağdursun bende mağdur.
SİYASET RÜZGARI
Aday araçlarının trafikte üstünlüğü mü var?
Dün eve gidiyorum, trafikte seyir halindeyim.
    Karşıma çıkan kırmızı ışıkta yeşilin bana gelmesini beklerken (Diğer sürücüler gibi) bir anda bir minibüs fırlıyor yola.
    Plaka yok, milletvekili adayının ismi yazıyor.
    Camlar da vekil adayının resimleri.
    Araçların önüne geçince her halde acelesi var, yeşil yanar yanmaz gidecek diye düşünüyorum.
    İyi niyetliyim ha, hemen ön yargılı düşünmüyorum.
    Ama saniyeler içinde trafiğin harıl harıl işlediği kavşakta milletvekili adayına ait minibüs trafik ışıklarını ihlal edip gidiyor.
    Eminim şehri terk edinceye kadar önüne çıkan 2 ışığı daha ihlal etmiştir.
    Milletvekili adayına ait aracın yaptığı bu kural ihlalini eminim Trafik ekipleri görmemiştir. Çünkü bir anda yaşandı her şey.
    Ama ben her şeye rağmen MOBESE denen teknolojik alete güvenmek istiyorum.
    Allah korusun o kavşakta bir kaza olsaydı, ağlayan anaların gözyaşını silmeye hangi siyasetçi giderdi?
    Bu sorunun yanıtını siyasetçilerin ve yetkililerin vicdanına bırakıyorum.
    Ve dua ediyorum inşallah bu tür ışık ihlallerini yapanlar MOBESE tarafından cezalandırılırlar.