Yıl 1980 öncesi, Yerköy ilçesinin yeni yetme ''Acar'' muhabiri sıfatıyla dönemin ulusal yayın yapan gazetelerinden Günaydın ve Milliyet Gazeteleri ile THA, AA'nın da muhabirliğini yapıyorum, Yerköy ilçesinin yerel gazetesi Yenigün'de de haber sorumlusu olarak çalışıyorum...
O yıllarda şimdiki gibi Sosyal ardımlama ve Dayanışma Vakfı gibi bir kuruluş olmadığından, yardım faaliyetleri Kızılay tarafından yapılırdı. Kızılay Genel Merkezinden gönderilen birden fazla malzemeyi dağıtacak ihtiyaç sahibi bulmakta zorlanırdı...
Yerköy ilçesinde ayakkabı boyacılığı yaparak geçimini temin eden İrfan dede vardı. Kimsesiz, eşiyle birlikte yaşayan İrfan dedeye, Kızılay tarafından 10 kiloluk teneke içerisinde katı yağı yardım olarak verilmiş. İrfan dede, el arabasıyla eve kadar götürdüğü bir teneke yağın bir kısmını alıp, daha sonra ise Kızılay başkanlığına getirip, ''Bu yağ bize fazla, mahallede de ihtiyaç sahibi yokmuş, ihtiyacı olana verirsiniz'' diyerek, ihtiyaç fazlasını iade etmişti...
O yıllarda Kızılay'dan veya başka bir hayır kurumundan ihtiyaçların karşılanmasından utanılırdı. Hele çalışabilecek güçte olan insanların bir şekilde yardım aldığı duyulsa, sanki kıyamet kopardı. Yardım alana ''Utanmıyormusun, başkalarının hakkını gasp etmeye, onda doğmamış bebeğin bile hakkı var'' diyerek, tepki verilirdi...
O yıllarda, günlerden bir gün ara sokakta bulunan Kızılay binasının önünden geçerken, bir kalabalık gördüm. ''Kalabalık'' dediysem, 15-20 kadın, bir kaç çocuk Kızılay binasının önünde oturmuşlar, bekliyorlar. O zaman üstten bakmalı bir fotoğraf makinem vardı, onu çıkartıp, bir kare fotoğraf çektim. İkinci kare fotoğrafı çekmek üzere hamle yaptım, deklanşöre basmamla birlikte kadınların saldırısına uğradım, ''Fotoğrafımızı çekme!'' nidaları arasında. Makinemi karın boşluğuna alıp, kafamda birbiri ardına gelen çantaların, yumrukların sona ermesini bekledim. İmdadıma Kızılay Başkanı Nafiz Erbaş yetişti.
Kaymakamlık binası ile Ziraat Bankası'nın karşısındaki köşe başında bulunan Kızılay binasına tenekeler dolusu katı yağ ve süttozu gelmişti. Camında ''İhtiyaç sahipleri başvursun'' diye yazıyordu. Başvurular alınmış, köy ve mahallelerdeki ihtiyaç sahipleri belirlenmiş, dağıtım yapılmasına karşın 50 teneke yağdan geriye 20 teneke kalmıştı. Verecek ihtiyaç sahibi bulunamayınca, yağlar Hastane ve Yatılı Kuran Kursu yemekhanelerinde kullanılmak üzere, iki kuruma pay edilmişti.
Bu anılar bitmez...
Dün, yardım alacakların fotoğrafını çekmeye kalkıştığınızda saldırıya uğruyordunuz, bugün yardım verilmesini isteyenler gazetelere çıkabilmek için birbirleri ile yarış ediyorlar. Dün ''Bana fazla gelir'' diye, ihtiyaç fazlası iade ediliyordu, bugün ihtiyacı olmayan da ihtiyacı olanların hakkına talip oluyor, fazlasını da aldığında bunu gururla anlatıyor.
İnsanlar, bir paket makarnaya bile muhtaç hale getirilince, üretmeyene üretiyormuş gibi bedel ödenince böyle oluyor...