Birebir şahit olmasak da zaman zaman haberlerini kaleme alıyoruz.
    İşçi bulamayan fabrikalar, iş beğenmeyen insanlar.
    Yok değil, var elbette, adam işi beğenmiyor. Alışmış el ense keyif yapmaya.
    Nasıl olsa devlet veriyor. Bedava gelen varken çalışmak da ne ola ki diyenlerin sayısı azda değil hani.
    Her geçen gün bu zihniyete sahip insanlar çoğalıyor etrafımızda bilmem farkında mısınız.
    Geçtiğimiz günlerde Yozgat'taki tüm yerel gazetelerde işçi bulamadığı için kapanan bir fabrikanın haberi yer aldı.
    Düşüne biliyor musunuz işsizliğin dağ gibi büyüdüğü bir kentte, insanların iş diye inim inim inlediği topraklarda işçi bulamadığı için fabrikalar kapanıyor.
    Adama gülerler bu habere ya…
    Bir fabrika nasıl işçi bulamaz, üstelik kapanır.
    O fabrikanın sahiplerini tanımıyorum, kimlerdir, necilerdir bilemiyorum.
    Ama ben Yozgat'ta iş beğenmeyen insanların çoğalmasına rağmen bir fabrikanın işçi bulamadığı için kapandığı haberini gerçekçi bulamadım.
    Nasıl olurda bir fabrika işçi bulamaz.
Allah aşkına, işsiz kardeşim 'Agari ücret, sigorta, öğle yemeği, mesai ücreti ve servisi' olan bir işte alışmaz mısın?
    Yozgat'a işinin ustasına ödenen ücretle biraz daha büyük bir şehirde ödenen ücret aynı mı bir bakın.
    Ya da işçi mesaiye kalıyorsa hakkı ne ölçüde veriliyor.
    İşveren işçinin alın terinin, emeğinin karşılığını verebiliyor mu?
    Yoksa işçi köle mi?
    Bana göre Yozgat'ta bir fabrika işçi bulamıyorsa işçisinin hakkını lakıyla vermiyor demektir.
    Peşin hüküm değil benimkisi kimse öyle düşünmesin.
    Yozgat'ta kalifiye eleman yoksa, kimse kusura bakmasın ama o da halkına ulaşamayan, yeterli eğitimi veremeyen Halk Eğitimcilerin suçudur.
    Ekonomisi geri kalmış bir kentte kalifiye eleman bulamamak kadar normal olan ne olabilir ki?
    Çalışanın hakkını vermek yerine gasp ediyorsan da kimse bedava hamal değil bu memlekette.
    Benim insanım kadercidir.
    Yaptığı işin karşılığı hiçbir zaman para değildir alın teri dökse de.
Şükreder azına da çoğuna da…
    Benim insanım hatırı, gönlü, vefayı bilir.
    Tek taraflı aşk olur mu, olmuyor işte.
    Yozgat'ta tek taraflı aşklar yaşanıyor ekonomide çoğu zaman.
    Ya işçi adam gibi çalışmıyor, iş yerine sahip çıkmıyor, ya da (bu durum daha yaygın) işveren işçisinin alın terine karşılık vermek vermiyor.
    Vermiyor arkadaş, yalan değil.
    Adam sabahtan akşama, eşek gibi çalışıyor,
    Yerine göre yemiyor, içmiyor, mesai harcıyor, emek harcıyor.
    Ama iş karşılığa gelince karşıdaki hayrına vermiş gibi havalara giriyor.
    Benim insanım kadercidir dedim ya…
    Şükrediyor, olsun diyor, buna da şükür, azına bereket...
    Azı bereketlenmiyor, insanımın karnı gibi zamanla gönlü de aç kalıyor, inancını yitiriyor, alın terinin kutsaliyetini kaybediyor, ekmeğe saygı duymamaya çalışıyor.
    Emeği saygı görmeyen insandan daha başka ne beklenir ki…
    Bu durum sadece Yozgat'a has bir şey mi? Değil elbette ama bizim gibi sesi, soluğu çıkmayan insanların yaşadığı topraklarda çalışanın hakkı daha çok gasp ediliyor ama kimse duymuyor.
    Nasıl olsa sesi çıkmıyor altta kalanın, çıkarsa canı çıksın mantığı maalesef kul hakkı gerçeğini unutturmuş bazı insanlara.
    Bizim memlekette eğer bir fabrika kapanıyorsa işçi bulamadığı için yukarıda saydığımız gerçekleri de göz ardı etmemek gerekiyor.
Bir lokanta düşünün. Bir de çıkarak…
    Sabahtan akşama bir o yana bir buyana yemek dağıtıyor. Olmadı masaları siliyor, daha olmadı alacağa, vereceğe koşturuyor.
    Bu çocuk sizce kaç lira maaş alıyor?
    Durun ben yanıt vereyim: HİÇ, ya da olmadı bahşişine….
    Ağzına yandığımın memleketinde herkes bahşiş veriyor da sanki.
    Geçen gün Yozgat'ın hatırı sayılır iş yerlerinden birinde işçilere tarihi geçmeye yakın gıdaların yedirildiği, yemeklerin ise mide bulandıracak kadar kalitesiz olduğunu öğrendim.
    Öğrendim ve inanamadım. Aslında şaşırmamam gerekiyordu ama şaşırdım.
    Eminim şuan benim gibi şaşırmaması gereken, bu gerçekleri bilen binlerce Yozgatlı var!