Bıldır kelimesi Türk Dil Kurumu’nda geçmiş yıl, bir önceki yıl, geçen yıl bu zamanlar, bir yıl önce anlamlarına geliyor.
Bir+yıldır söyleminin bıldır olması diyelim. Bu durumda bıldır 2010 oluyor.
Edirne ilindeki bir yerleşim adı da Bıldır dır. Bu kelime Yozgat’ta ve pek çok ilde biliniyor, söyleniliyor. Nesiller arası sağlıklı iletişimin kelimenin yaşatılması için bilenlerin bilmeyenlere özellikle küçük yaşlardan itibaren çocuklara öğretilmesi gerekmez mi?
Yozgat’ta ilköğretim okulları bilgi –kültür yarışmalarının birinde genel kültür sorularından birisi Hıdrellezin Yozgat’taki bilinen diğer adı nedir? Şeklindeydi. Sorunun doğru cevabını maalesef hiç ama hiçbir okul bilemedi. Doğru cevap Eğrice olacaktı. Bu şekilde Türk Dil Kurumu’nda yer alıyor. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde de var. Tüm okullardan doğru cevabın çıkmaması manidardı.
Mevcut bu durumu özetleyen cümle “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.” İfadesi en uygunu oluyor. Bense bu söze “öğretmemek de ayıp” diye ekleme yapmak istiyorum.
Söz bilgi yarışmalarından açılmışken, bir televizyon kanalında, büyük illerimizin birinde Yozgat’ı temsil eden okulun da yer aldığı ilköğretim okulları bilgi kültür yarışması vardı. Sorulardan birisi “Tavuğun yavrusuna ne ad verilir?” idi. Yozgat grubu sorunun cevabını bilemedi. Tavuğun yavrusu ne olur? Tabii ki civcivdir. Bunun için kütüphaneleri aşındırmak, yorulmak gerekmiyor. Öğrenci tavuğun yavrusunu hiç görmediği için cevaplayamamış.
Kutup ayısını bilmek için illa ki Kuzey Kutbuna gitmek gerekmiyor. Anasınıflarından itibaren boyama kitaplarının hepsinde hayvan resimleri var. Kaldı ki bilişim teknolojileri çağındayız. Her şey bir tık uzakta. Hatta şöyle bir etrafa bakıp doğayı, çevreyi gözlemlemek bile öğrenmeye yeter de artar bile.
Bütün bunlar, bilgi ve kültür yarışmalarına çoğunlukla hak eden öğrencilerin seçilmediği gerçeğini ortaya çıkarıyor.
Yarışma takvimi okullara geldiği andan itibaren nedense bazı öğretmenlerde hareketlilik başlar. Kendi aralarında kulisler yaparlar. Şu veya bu sebeplerle kendi adaylarını kendileri belirlerler. Teşbihte hata olmazsa kendileri çalıp, kendileri oynar demek daha doğru olur. Belirlediklerinden yarışmacı grupları oluştururlar. İstedikleri öğrencileri seçme, seçtirme telaş ve gayreti içine girerler.
Sonunda böyle öğrencilerle böyle sonuçları alıp otururlar. Yenilen güreşe doymaz misali yaptıkları yanlışlarla hiç ders almadıkları gibi sonraki yıllarda da yazdıkları senaryoda oynamaya aynen devam ederler.
Hatta 8. sınıf konularının ağırlıklı olduğu yarışmada 6., 7. sınıf öğrencileri seçerler. Seçtikleri çocuk yarışmayı unutur, gelmez. Gelmeyince fellik fellik öğrenciyi ararlar. Spor salonunda top oynarken bulunan çocuk apar topar yarışmaya getirilir. Sonuç mu? Malum. Sıfıra sıfır elde var sıfır.
O halde neler yapılabilir? Mesleğinde profesyonel düşünen, tarafsız öğretmenlerden oluşan komisyonlar kurulabilir. Bu komisyonlar, yaptıkları doğru seçimlerle başarılı, kendine güvenen, okulunu layıkıyla yarışmalarda temsil eden öğrencileri seçerler, yarışmalara hazırlarlar.
Hak ederek seçilen bu öğrenciler de elde ettikleri başarılarda yenmenin tadını alarak, kendilerinden ve okullarından bahsedilmesini sağlarlar. Bilginin güç olduğu gerçeğini, rakip okullara bir kez daha gösterebilirler.
“Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”