Bir dost meclisinde söze ''Milletvekillerimiz de haklı!'' denilerek söze başlanıldı. ''Neden?'' sorusunu beklemeden devam edildi, ''Yozgat'tan bir grup talepte bulunuyormuş, diğer grup gidip değirinin istediğine karşı çıkıyormuş, o yüzden de vekillerimiz bir şey yapamıyorlarmış'' denildi.
Buradan yola çıktığımız zaman, Yozgat'ta bir grup gidip, ''Yolumuzu yapın'' demiş, diğer bir grup gitmiş ''Yapmayın!'' uyarısında bulunmuş. Bir başka grup, ''Hastanemizi istiyoruz'' demiş, diğer bir grup ''Boşverin, yapmayın, yeri yanlış'' demiş. Havalanı, çamlık ve daha diğer bir sürü yatırım ve hizmet için aynısı olmuş, olabilir.
Bu tezi biran kabul ettiğimiz zaman, o zaman da adama, ''İyi de kardeşim bugüne kadar hep olmaz denilenlerin sözünü tutup, hizmeti, yatırımı getirmemişsiniz, bir defa olsun istiyoruz diye haykıranlara neden kulak vermediniz?'' diye sormazlar mı?
Mutlaka sorulmak istenmiştir ama sorunun muhatabı mutlaka fırsat tanımamıştır.
Ama neyse...
Söylenen bu mazeretlerin tamamını kabul edip, Yozgat insanını suçlayalım, ''İstemesini bilmiyoruz'' diyerek, kabul edelim.
Son yaşanılan olayda, kamuoyu birlik oldu, ''Birliğimizi istiyoruz'' diye haykırdı. Haykırmaya da devam ediyor. ''Yozgat'a birlik gelmesin'' diyen bir kişi çıkabilir mi?..
Sanmıyorum...
Varsa ilan edilsin, ''Kim?'' istemiyor veya ''Kimler?'' istemiyor, bunu hepimiz bilelim.
Sorun, istenip, istenmemesi ile alakalı bir durum değil. Sorun bunun ötesinde bir şey...
Dün bir başka dost meclisinde gündeme geldi, ''Yozgat'a neden yatırım, hizmet gelmiyor'' denilip, ardından da ''Seçtiklerimizde'' serzenişi eklendi.
Orada da söyledim, sorun seçtiklerimizde değil, sorunun kaynağı biziz. Zira, bugün konuştuklarımızı dün, hizmet talebinde bulunduğumuz vekillerimizle birlikte konuşuyorduk. O günün vekillerini suçluyorduk. Ondan öncesinde ise, suçladıklarımızı suçluyorduk.
Değişen bir şey yok...
Kısır bir döngü içerisinde yatırımlardan, hizmetlerden nasibimizi alamıyoruz. Seçtiklerimizi suçluyoruz, seçeceklerimize umut bağlıyoruz, hayal kırıklığına uğruyoruz.
Tüm bunları görüp, yaşadığımız da kendimizden de şüphe duyar olduk. Bazen düşünüyorum, ''Onca yazı yazdım, onca insanı eleştirdim. Bir gün bir şekilde aynı yetki ve sorumluluğu omuzlarımda hissedersem, sanırım ben de aynı olur muyum?'' diyerek, hayıflanıyorum.
Örneklere baktığımda, ''Bugün mümkün değil'' demiş olsam bile, olmaz ya bir gün olduğunda aynı mazeretleri sıralayabileceğimden eminim, galiba.
Dediğim gibi, sorun bizde. Ağlamaktan gözlerimiz şişiyor, bizi ağlatanlara sitemler ediyoruz, gün gelip bizi ağalatanların bulunduğu makamlarda kendimizi bulduğumuzda bizler de başkalarını ağlatmaya devam ediyoruz.