İçinde bulunduğumuz Ramazan Ayı, zekat ve sadaka-i fıtır gibi mali ibadetimizin de mevsimidir.
Zekat; malın kirlerinden temizlenmesi, bereketlendirilmesi, belirli bir miktar malın, muayyen müddet sonunda, layık olan kimselere verilmesidir.
Zekat; Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin ikinci yılında ve oruçtan önce farz kılınmıştır. İslam’ın beş temel şartından biridir.
Sadaka-i Fıtır ise, Ramazan-ı Şerif’in sonuna erişen, dinen zengin sayılan Müslümanların, gerek kendileri ve gerekse aile fertlerinden her birisi için vermeleri gereken bir sadakadır. Miktarı her bölgeye göre değişiktir. Müftülüklerimiz bu miktarları hesap ederek halka duyurmaktadır. Bu yıl ki Fıtra miktarı en az 7,50 TL’dir ve üst sınırı yoktur.
Fıtır sadakasına sadece “Fıtra” da denir. Fıtır sadakası, dini bir yardımlaşma şeklidir. Orucun kabulüne, ölümün güçlüklerinden ve kabir azabından kurtuluş vesilesidir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayramın sevincine anlarında ortak olup katılmalarına ve gönül huzuruna sebeptir.
Geçmiş milletlerin hayatında ve İslam’dan önceki dinlerin hiçbirinde zekat ve sadaka-i Fıtır gibi sistemli bir içtimai dayanışma ve yardımlaşma şekli yoktur.
İnsan hayatının her safhasını kapsayan ve bu safhaların çeşitli problemlerine en uygun çareleri sunan dinimiz, zekât ve sadaka verme gibi içtimai bir dayanışma şeklini, tıpkı namaz oruç gibi Allah’a karşı yerine getirilmesi gerekli bir kulluk görevi saymıştır. Bu sebeple de; Mevla’mızın verdiği nimetlere karşı en güzel bir şükür örneğidir.
“Elde ettiğim bu servet, bana bir Allah vergisidir. Birçok insan, daha güçlü, kuvvetli, daha bilgili oldukları halde bu servetten mahrumdurlar, o halde; Rab’bimin bir lütuf ve ihsanı olan bu servetin şükrünü yerine getirmeli,
Zekat ve sadaka-i fıtırlarımızın servetinden başkalarını da faydalandırmalıyım.” Diye düşünür. Malından bir kısmını ayırarak muhtaç olan toplum ferdlerinin istifadesine sunar.
Yaratanımızın bize verdiği nimetlerden olan, mal, mülk, para gibi nimetlerinde kendilerine mahsus şükür tarzları vardır. Zekat ve sadaka vermek bu şükür tarzlarındandır.
Zekat ve sadaka, halkın huzuruna, murtluluğuna, insanlar arasında kardeşlik, sevgi ve saygı duygularının gelişerek kalplerde kökleşmesine sebeptir. Yoksullara, düşkünlere, yetimlere, toplumun her sınıftan muhtaç olan insanlarına servetinden pay ayıran her zengin kişi, içinde yaşadığı, cemiyetin en değerli bir parçasıdır. Dertlerine derman olup, ızdıraplarını giderdiği insanların ve hatta bütün halkın sevgi ve dualarını kazanır.
Böyle olan zenginlerin servetleri, her çeşit kötü nazarlardan korunur. Aksi halde; servet düşmanlığı, günümüzde olduğu gibi ortalığı kasıp kavurur.
İnsanlar birbirlerinin servetlerine haset ederler, bir servet edinme ve mal biriktirme hırsı başlar.
Cemiyetin bütün ahlak değerleri sarsılır ve toplum düzeni bozulur. “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” sözü, bu gerçekleri belirtmek için söylenmiştir.
Bir Hadis-i Şerif’te yüce Peygamberimiz; “ Mallarınızı zekat ile koruyunuz. Hastalıklarınıza sadaka ile deva bulunuz. Bela dalgalarını dua ve niyaz ile karşılayınız” buyurmuşlardır.
Bu hadis-i Şerif’ten anlaşılacağı üzere; zekat ile servet kötülüklerden korunur. Sadaka ile dertlere deva bulunur ve dua ve niyaz ile belalardan korunuruz. Zekat ve sadakalarımızın da mevsimi olan Ramazan Ayı’nda bu ibadetlerimizi ihmal etmeyelim.
Zekat ve fitrenin bizim malımızda fakirin bir hakkı olduğunu unutmayalım. Bu hakkı çiğneyerek servetimizi kirletmeyelim. Zekat ve fitrelerimizin en çok layık olanı bularak verelim. Allah’ın kullarını bu mübarek günlerde sevindirelim.
Bilelim ki; İslam dini, cömert insanların, Allah’ın yarattıklarına yüreği şefkat ve merhametle dolup taşan, insani sevginin şuuruna erenlerin dinidir.