Vakıf tarafından yapılan açıklamada, uluslararası anlaşmalara ve finansman taahhütlerine rağmen atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun artmaya devam ettiği belirtilerek, COP31’in yeni vaatler yerine somut ve adil adımlara odaklanması gerektiği vurgulandı.

TEMA Vakfı, iklim krizine çözüm bulmak amacıyla 1995 yılından bu yana düzenlenen Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansları (COP) sürecini, verilen sözler ve elde edilen sonuçlar üzerinden değerlendirdi.

Vakıf tarafından paylaşılan verilere göre, ilk COP toplantısının gerçekleştirildiği 1995 yılında atmosferdeki karbondioksit (CO₂) yoğunluğu 360,82 ppm seviyesindeydi. Kyoto Protokolü'nün kabul edildiği 1997'de 363,73 ppm olan bu değer, Paris Anlaşması'nın kabul edildiği 2015 yılında 400,83 ppm'e yükseldi. 2025 yılında ise 427,35 ppm olarak kaydedildi.

İklim Müzakerelerini Değerlendirdi3

Böylece 30 yıllık süreçte atmosferdeki CO₂ yoğunluğunun yaklaşık yüzde 18 arttığına dikkat çekildi.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, iklim müzakerelerinde alınan kararlarla sahadaki sonuçlar arasında ciddi bir fark bulunduğunu belirtti. Ataç, karbon piyasaları gibi mekanizmaların emisyonları kaynağında azaltmak yerine, kimi zaman salımların başka coğrafyalara taşınmasına ve iklim krizinin yükünün ekonomik açıdan kırılgan ülkelere aktarılmasına neden olabildiğini ifade etti.

Ataç, iklim adaletinin sağlanabilmesi için ülkelerin kendi sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğini belirterek COP31'in yeni vaatlerden çok gerçek ve adil bir dönüşümün nasıl gerçekleştirileceğine odaklanması çağrısında bulundu.

TEMA Vakfının değerlendirmesinde, fosil yakıtların iklim krizinin başlıca nedenleri arasında yer almasına rağmen bu kaynaklardan çıkış konusunun uluslararası müzakerelerde uzun süredir ertelendiği belirtildi.

2021 yılında Glasgow'da düzenlenen COP26'da kömürün “aşamalı olarak terk edilmesi” ifadesinin son aşamada “aşamalı olarak azaltılması” şeklinde değiştirildiği hatırlatıldı.

İklim Müzakerelerini Değerlendirdi1

2023 yılında Dubai'de gerçekleştirilen COP28'de petrol şirketi yöneticisinin zirve başkanlığını yürütmesinin fosil yakıt sektörünün müzakerelerdeki etkisine ilişkin tartışmalara yol açtığı ifade edildi.

2025 yılında Belém'de düzenlenen COP30'da ise 80'den fazla ülkenin desteklediği Fosil Yakıtlardan Çıkış Yol Haritası'nın nihai metne alınmadığı ve resmî BM müzakere sürecinin dışında kaldığı aktarıldı.

Açıklamada, iklim krizinden daha fazla etkilenen ülkelerin ihtiyaç duyduğu finansman desteğinin de önemli başlıklardan biri olduğu kaydedildi.

Kayıp ve zarar konusunun ilk kez 2012 yılında COP18'de ayrı bir karara konu olduğu, 2015'te Paris Anlaşması'nı kabul eden kararda ise bu başlığın sorumluluk ve tazminat için temel oluşturmayacağının belirtildiği hatırlatıldı.

COP28'de işler hâle gelen Kayıp ve Zarar Fonu'na taahhüt edilen toplam tutarın yaklaşık 822 milyon dolar seviyesinde kaldığı ifade edildi. Ayrıca 2009 yılında Kopenhag'da düzenlenen COP15'te gelişmiş ülkeler tarafından verilen yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı taahhüdüne ancak 2022'de ulaşıldığı, sağlanan finansmanın yüzde 69'unun hibe değil kredi biçiminde olduğu bildirildi.

TEMA Vakfı, bu durumun iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerin finansman desteği alırken borç yüküyle karşılaşmasına yol açabildiğine dikkat çekti.

Vakıf açıklamasında, ormanların iklim müzakerelerinde ele alınış biçimi de değerlendirildi. Kyoto sürecinde orman alanlarının ve karbon yutaklarının emisyon hesaplarına dâhil edilmesinin, sanayileşmiş ülkelerin emisyonlarını azaltmadan hedeflerini karşılamasına imkân sağlayabildiği belirtildi.

İklim Müzakerelerini Değerlendirdi

COP30'da ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik yol haritasının resmî müzakere sürecinin dışında bırakıldığı da açıklamada yer aldı.

Kyoto Protokolü'nün sanayileşmiş ülkelere bağlayıcı sera gazı emisyon azaltım hedefleri getirdiği, Paris Anlaşması ile 1,5 derece hedefinin kabul edildiği hatırlatıldı. Ancak Paris Anlaşması kapsamında ülkelerin kendi belirledikleri Ulusal Katkı Beyanlarını hazırladığı ve bu hedefler için yaptırım mekanizması öngörülmediği ifade edildi.

TEMA Vakfının aktardığı öngörülere göre mevcut taahhütlerle dünyanın 2,8 derecelik sıcaklık artışına doğru ilerlediği, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarını tam olarak uygulaması durumunda bile artışın 2,3 ila 2,5 derece aralığında kalabileceği belirtildi. Açıklamada Türkiye'nin Ulusal Katkı Beyanı'nın da emisyonları önce artırıp ardından azaltmayı öngördüğü kaydedildi.

Türkiye'nin başkanlığında ve ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 öncesinde TEMA Vakfı, iklim müzakerelerinin uygulamaya dönük sonuçlar üretmesi gerektiğini vurguladı.

Vakıf, COP31 kapsamında fosil yakıtlardan adil çıkış için takvime bağlı ve bağlayıcı bir yol haritası hazırlanmasını, kayıp ve zarar finansmanının yeni borç yükü oluşturmayan hibelerle ve tazminat yoluyla karşılanmasını, ormansızlaşmayı durdurma hedefinin resmî müzakere sürecine dâhil edilmesini istedi.

Ayrıca emisyon azaltım hedeflerinin 1,5 derece hedefiyle uyumlu hâle getirilmesi, karbon piyasalarının gerçek emisyon azaltımının yerine geçmemesi ve verilen sözlerin uygulanmasını sağlayacak mekanizmaların kurulması gerektiğine dikkat çekti.

Kamuda 5 bin 398 personel alımı için 88 ilan yayımlandı
Kamuda 5 bin 398 personel alımı için 88 ilan yayımlandı
İçeriği Görüntüle

TEMA Vakfı, COP31'in yalnızca yeni taahhütlerin açıklandığı bir zirve olmaktan çıkarak iklim kriziyle mücadelede somut ve adil adımların atıldığı bir sürece dönüşmesi çağrısında bulundu.

Kaynak: Haber Merkezi