En büyük ağabeyimiz Fahri Öztürk (Vali, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı, Danışma Meclisi
Üyesi, Müfettiş, Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı) diyesi olmuş ki, “Gardaşlarımın hepsi Abucağa gelsinler. Hasbihal eyleyelim.”
Ne demek, ağabeyimizin arzusu bizim için emirdir. Ankara uykudayken, Güneş dağların ardındayken düştük yola… Ömür biter, yol bitmezmiş amma, kardeşim Saygı Öztürk’e ne yol dayanır ne de bel… Küre boğazı türküsündeki, turnalar gibi, uçtuk vardık Abucağa…
ORTANCA OLMAK ZOR
Çocuğun büyüğü büyüktür, en küçüğü küçüktür. Nereye ne kaldı derseniz tabiî ki orta da kalan ortanca kardeş. Bizim Fevzi Öztürk’de ortancanın tam ortasında… O futbolcu olsaymış iyi ortalar yaparmış amma, mimarlık ve dekoratörlüğünden sıra gelmemiş meğer. Evin önü çamlık, içerisi müze al sana gençliğimize kalıcı bir eser. Poyraz deli, deli estikçe, bir o yana, bir bu yana selam temaşı çeken fideler… Hay ellerin dert görmesin gardaş.
Ah’a vardık ki, karıncanın, Ay’ın, Yıldız’ın, bülbülün, gülün hatırını sormadan yürümeyen, kendine dert edinen Vali Refik Arslan Öztürk’üde bizi bekler gördük. Bacılarımız, Güler, Gülay Öztürk’de hazırlık içerisindeydiler.
NİHAT ERSOY’DAN
TEKERLEME
“Akrabalar içinde kayın başkadır.” Eh enişte kayınları çok seviyor. Hepimizin etrafında de ki, pervane… Maşallah bizim enişte de yok, yok. Yunus dan girer, Neyzen Teyfik’den çıkar. Aşık Veysel’le başlar, Musa Eroğluyla bitirir. Heybesinin birinde fıkra, diğer gözünde, şarkı ve şiir taşır olmuş… Neşesi bol ola…
TEKERLEME
“SUYU ARAYAN ADAM”
ABDESTLİK SU VAR MI?
Gülay bacım “abi abdest mi alacaksın?” dediğinde, evet deyip musluğu açtım. Uzun bir tısss sesi kulağımı tırmaladı. Gülay bacım “abi su akmaz, su yok” deyince, Fevzi’nin damacanasından aldığımız suyla aldık abdestimizi. Abdestlik suyu olmayan köyle mi, Avrupa Birliğine gireceğiz bilemiyorum!!! Onu da Yozgat’ı yönetenler düşünsün bundan kelli…
ABDESTLİK SU VAR MI?
EY YOZGAT’I YÖNETEN
İLGİLİ, BİLGİLİ ZEVAT
Yolunuz Akbucağa düşerse Sorgun’a 20, Sarıkaya’ya 12.5 kilometre mesafede bir köydür Akbucak. Biz merhum Şevket Süreyya Aydemir’in “ Suyu Arayan Adam’ı ” olduk. İLGİLİ, BİLGİLİ ZEVAT
Bilesiniz istedik. Bizde ki, siteme bak, kim okur, kim dinler, Akbucak’da su varmış, yokmuş,
ilgili, bilgili kişileri ne ilgilendirir ki?!?
YOZGAT YANIYOR
EY İLGİLİLER
İliyle, ilçesiyle, belde ve köyleriyle Yozgat yanıyor. Anız ateşi sarmış dört bir yanı. İlkindi üstü verilen ateş bir ertesi günün öğle vaktine kadar devam ederken, ilgili, bilgili beylerin haberlerinin olmamasını düşünmek çok acı geliyor. Ey ilgililer, kendi taşınmazını yakanın cezası yoktur diye bir kanun yoktur. Banka ve teşvik kredisini kestirirsin olur biter. İlla her şey kitap da yazmaz. İdarecinin de bir kitabı vardır. Hayvanları koruma kanunu yürürlüktedir. EY İLGİLİLER
Anız ateşinde; karınca, tosbağa, böcekler, bir yığın mahlukat yanmaktadır. Biz kartalları yüksekten uçar sanırdık. Meğer alçaktan uçanı da varmış.
Anız yangınının civarında kanat çırpan, hangi yöne gideceğini şaşırmış bir kartal gördük.
Kanadı tütsülü, ibiği siyah, kartalında ahı-nın altında kaldı insanoğlu…
VİRAN KALMIŞ MOR
SÜMBÜLLÜ BAĞLARI
Can kardeşim Saygı Öztürk, gerek özel sohbetlerde ve bulunulan ortamlarda, her zaman ketum, o derecede de sessizdir. Mesleki ve politik hiçbir konuşmaya girmez. İşini, düşüncesini kendisine saklar. Adı gibide oldukça saygılıdır. Dünyası nostaljidir… Doğduğu toprağı A’dan – Z’ye inceler, gezer, gezdirir. Fahri abime, Refik’e, cinli dereden, iğdeliğe, ağıllardan (baba Yusuf emminin sürüleri vardı. Ağaların, ağasıydı rahmetlik.) tepelere, eski değirmene her yere ayak bastırdı. Ah bağlar, karalar bağlar. Birkaç tane boyun bükmüş kütük kalmış. Ne demiş atalarımız “bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.” aynen de öyle olmuş, Abucak bağları.
SÜMBÜLLÜ BAĞLARI
ROMA HAMAMINDA
BİR KAYMAKAM
Yıl 1962. Sarıkaya, eski adıyla Hamampazarı, Kaymakam ve Belediye Başkanı Fahri ÖZTÜRK. BİR KAYMAKAM
“Bak “ dedi Saygı “abi sizin kaymakam evinin hemen dibindeki, Roma hamamını gezelim.” Kalıntılar altından, iki kol genişliğinde ılık bir su hale geliyor kaynağından.
Yıkıntılara bakarken aklımdan Klopatra’da burada çimdi mi acaba diye geçti. Veya Sezar,
Oktavyos, Antonyus ziyarette bulundular mı diye de geçti içimden.
***
Sorgundan, Abucağa giderken, Doğan Özmen öğretmenimiz ile Selami Ünlü’de bize yoldaşlık ettiler. Tabii her zaman ki içten dostluklarıyla…
SORPUZ MU, KARPUZ MU?
Abucağı, susuz, sahapsız, tozlu yollarını aşıp, Bozok Yaylasına dalmadan önce mezarlığa uğrayıp, Suna anamızı, Yusuf babamızı ve göçüp gidenleri bu alemden ziyaret eyledik. Allah hepsine rahmet eylesin.
Dr. TURHAN TİMUÇİN
DİNLENME EVİ
Kıymetli öğretmenimiz Doğan Özmen, dostlarını ağırlamak için, Cumafakılı köyünün sağ düzlüğüne bir ev yaptırmıştı 2005’lerde. Delibaş çayının hemen yanıbaşında. Yaptığı bu eve de Turhan ağabeyimizin ismini vermişti. Evin bahçesindeki, mahsuller (mısır, domates, fasulye, şemşamer, vs…) … Ve altın çilek. Doğan abi yüreği gibi, bahçeyi de dostlarına açmış. Bir gün önce uğradığımızda, bizim Şahin Özmen masaya bir iki karpuz koyup, bir güzel dilimledi. “ Bakın bakalım sorpuz’un tadına…” baktık tadına. Sanki şekerle bezenmiş. DİNLENME EVİ
Karpuza sorpuz adını da Sorgun Kaymakamı Sayın Levent Çelik vermiş. Sorgun’un sor’u, karpuz’un puz’u olmuş sana SORPUZ… Ağzına sağlık.
Karpuz muhabbetinden sonra, Şahin aldı sazı eline, Çamlıktan girip, Sürmeliden çıktı. Ali Ateş’in közlediği mısırlar afiyetle yenildi.
Ertesi gün (Pazar) kardeşlerimiz Refik, Fevzi, Güler, Gülay’ı Abucakda bırakıp, yine Doğan abinin misafiri olduk bahçede…
Sorpuzlar, altın çilekler, mısırlar yenilip, koyu sohbetlere dalındı.
AĞ GELİNDE İNDİMİ
OLA YAYLADAN
Bozok yaylası adamı hem ağlatır, hem de güldürürmüş. Abucak, Ağ gelin. Ağ gelinin yolunu bekleyen çokmuş ki, yayla yolu beklenir olmuş. OLA YAYLADAN
Ağ gelin; sırma saçlı, kara gözlü, kara kaşlı, fidan boylu alımlımı alımlıymış.
Sazdan, saza, dillen, dile dolaşmış durmuş yayladan inişi. Aha bu türküyü birkaç defa dinledikte doyamadık bir türlü. Nasıl doyulur ki, kaş onda, göz onda, endam onda, on defa dinlesen hazzından eksilmez.
“ Ağ gelin de indi m'ola yayladan
Ağ gelin oy oy
Aman kaşın değil de gözün beni ağladan
Ağ gelin sürmelim
Sana bu güzellik Kadir Mevla'dan ağ gelin oy of of
Aman ölürüm sevdiğim alırım seni
Ağ gelin sürmelim
Ağ gelin de oturmuş taşın üstüne
Ağ gelin oy oy
Aman taramış zülfün dökmüş kaşın üstüne
Ağ gelin sürmelim
Bir arzun varısa başım üstüne ağ gelin oy of of
Aman ölürüm sevdiğim alırım seni
Ağ gelin sürmelim”
***
Yozgat İleri Gazetesine uğradık. Gazeteyi taşıma telaşında olduklarından, Sedayı da, Tarık’ı da göremedik. İnşallah bir başka gidişimizde, gazetenin yeni yerinde görürüz.
Saygı’ya yolda, Lodo taşını nasıl yuvarladığını soramadım. Temenni belinin ağrımaması… Fahri abimiz, namazında, niyazında, zikirinde olduğundan kazasız, belasız ulaştık Ankara’ya…
Seferi namazla, zikirleri sonra konuşuruz diyerekten tuttuk evimizn yolunu. Geride bir daha ne zaman giderizin düşünü kuraraktan…