Televizyonda Yozgatlı birkaç ünlü görmek hangimizi mutlu etmez?
Sıradan bir vatandaş yanlışlıkla televizyonda Yozgat dese, göğsümüz kabarır, bir garip heyecan bürür her yanımızı.
Herkesin izlediği bir ekrandan Yozgat'ın konuşuluyor olması,
Ya da bir Yozgatlı'nın ünlü bir sıfatla televizyona çıkması bu tür duygulara hasret Yozgat'ın heyecanlarından.
Yozgat sanatın en samimi ve en doğal duygularla icra edildiği bir şehir.
Yeterince destek bulmasa, yapılanlar genellikle yerelde kalsa da kent insanın ruhunda vardır sanatçılık.
Bir Abbas Sayar'ın kıssadan hisse havası kokan ifadeleriyle mest olmayan var mı:
“Üşüyorum
Hasret ağır bastı üstüme
Oynuyor yerinden köşe taşlarım
Öyle bir gariplik sardı ki yüreğimi
Dokunsalar boşanacak gözyaşlarım
Ya da Nida Tüfekçi'nin bağlamasından yükselip, yüreğini dizelere döken şarkılarıyla sevdasını yaşamayan var mı:
“Ben derdimi döksem Gülşen bağına
Bülbüller ah çeker gül ağlar bana
Başım alıp gitsem mecnun dağına
Vahşiler ah çeker del ağlar bana”
Ne bir Abbas Sayar ne de Nida Tüfekçi hiçbir zaman ölmeyecek, değeri paha biçilmez kıymete sahip sanatçılar.
Sanatın içeriğinden ve nasıl yapıldığından çok, popülarite denilen kısmıyla meşgul olan insanımız maalesef sanatı televizyonlarda yaşıyor.
Sanatçıları ünlü ve ünsüz kavramları ile değerlendiriyor olmamız sanatçı kısbetini de farklı farklı boyutlara götürdü.
Günümüz şartlarında sanatın göz önünde icra edilmesi, açık bir ifade ile televizyon ekranlarına yansıması gerekiyor.
Şartlar bunu bir gerek haline getirdi.
İşte bu yüzden sanatçısı göz önünde olmayan, şehir kimliği televizyon ekranlarında konuşulmayan Yozgat her zaman gözden uzak oluyor.
Geçen akşam farkı üç televizyon kanalında farklı üç sanatçı vardı.
Üçünün de Yozgatlı olması dikkat çekiciydi.
Yozgatlı sanatçıların televizyon ekranına çıkması, üstelik bunun aynı akşam gerçekleşmesi eşine az rastlanır bir olay.
Yozgatlı sanatçıların televizyon ekranlarından sıkça yer almaması Yozgat adına önemli bir eksiklik.
Ciddi bir ayrıntının gözden kaçmasından başka bir şey değil.
Bir sanatçının televizyona çıkması ilk bakışta çok şey ifade etmiyor olabilir.
Ama sahipsizlik adına yıllarca ciddi sıkıntılar yaşamış, kendi ülkesinde garip kalmış bir kentin sahiplenilme, toplum içinde yer edinme adına her platformda isminin telaffuz edilmesi şart.
Bu gün kentte yaşanan olumsuz bir asayiş olayının ulusal boyuta taşınması hiçbir yöneticinin, hiçbir Yozgatlı'nın hoşuna gitmez.
Yozgat'ın bir cinayetle, fuhuş veyahut kaçakçılık gibi nahoş olaylarla ulusal bir televizyonda yer alması, gazetelerde manşetlere düşmesi şehrin imajına zarar verecek bir durum.
Burada da anlaşılıyor ki imaj bir şehrin dışa açılan kapısı.
Bir sanatçının Yozgat adına ulusal kanalda yer alması işte bu yüzden önemli.
Nasıl ki olumsuz gelişmeler Yozgat'la birlikte anılınca zarar veriyor, ünlü bir sanatçının Yozgatlı olarak ülke sahnesinde yer alması tam aksi bir tezahürle etki eder.
Ben de bir Yozgatlı olarak aynı akşam televizyon ekranlarında yer alan Murat Balaban, Mustafa Tatlı ve Bayram Bilge Tokel'i izlemekten mutluluk duydum.
Benim Yozgat'ımın sanatçısı demek hakikaten farklı bir duygu.
Belki çok basit, sıradan gelebilir çoğumuza.
Ben yaptığı sanat dalı ne olursa olsun Yozgatlıları Türkiye arenasında görmekten mutluluk duyuyorum.
Ve inanıyorum ki ne kadar ünlü sanatçı, sporcu, yazar, gazeteci, işadamına sahip olursa o kadar kazanırız.
Dersini almışta ediyor ezber diye başlayan türkümüzü İbrahim Tatlıses'ten mi dinlemekten mutluluk duyarsınız, yoksa Mustafa Tatlı'nın televizyon kanalında Yozgatlı olarak seslendirmesinden mi?
Böyle bir soruya yanıt bulmak zor değil.
O yüzden zoru başaran, televizyon ekranlarında Yozgatlı olarak yer alan sanatçılarımıza destek olmak, daha çok onlarla olmak lazım gelir.
İşte bu yüzden sanat yerelde desteklenmeli ki, ulusal da hayat bulsun, Yozgat olsun karşımıza çıksın.