Önce aynaya bakmalı yaşlanmadan önce.
    Yüzdeki kırışıklar, gözdeki torbalar ve de çehredeki yorgunluk emaresinden hesap sormadan önce aynaya iyice bakmalı diye düşünüyorum.
    Hayatın sonbaharı gibi gözükse de yaşlanmak güzel diyebilenlerdenim bende.
    Bundan 2 yıl önce dolmuşta yaşadığım bir olay beni fazlasıyla etkilemişti.
    Esentepe'den aşağıya inmek heralde bu kadar uzun gelmemişti bana.
    O gün bu gün yaşlanmanın, yaşlanancı nasıl yaşacağımın hesabını yapar dururum.
    Dün, Dünya Yaşlılar Günüydü. Yaşlı insanlara karşı gösterilmesi gereken hürmet elbette ki bir günle sınırlı olmamalı.
    İşte bu güne özel kılması gelen olayın hayatımda iz bırakan panoraması.
    Tarih 12 Eylül 2008…
    Bir iş sabahında üzerimdeki mahmurluk ancak bu şekilde atılırdı herhalde.
    Bir çift gülen yüz, hayata dair bir çift olumlu söz ve tanımadıklarınız için duyduğunuz halisane duygular.
    Yazdan kalma güzel bir günün sabahında ak saçlı, ak sakallı eli bastonlu bir yaşlı adamdan bunları duymak herkese bir şey ifade eder mi etmez mi bilemiyorum ama bana çok şey ifade ettiğini söyleyebilirim.
    Bu gün hafta sonu tatili gününüzde yüreğinizi ısıtacağını düşündüğüm bir dolmuş sohbetini sizlerle paylaşmak istiyorum.
    Esentepe-şehir merkezi arası kısacak mesafe...
    Açık mavi renkli dolmuşun içerisinde birkaç kişi vardı. Selam verip içeri girdiğimde ilk sırada bulunan çiftli koltuğun boş olan sağ tarafına hiç düşünmeden oturdum.
    Uyku mahmurluğu da olsa iş yolculuklarında her zaman güne dair planlar yaparım. Yine öyle beyin jimnastiğine hazırlanıyordum ki, yanımdaki ihtiyar adamın mırıldandığını işittim. Az yaklaştığımda bana 'memleketin adamına gurban (kurban) oluyum (olayım)' diyordu.
    Ak saçlı ihtiyar adam verilen selamdan memnun olmuştu.
    Oh be diyordu, 'Bizim toprağın adamı selam veriyor, selam alıyor.'
    Küçük bir selam derin bir sohbeti açmıştı farkında olmadan.
    Cıvıl cıvıl bir hali vardı ihtiyar adamın. Temiz giysiler giymiş, mis kokular sürünmüştü.
    Stresten öldüğümüz, sinir harbinden bir birimize girdiğimiz bir zamanda hayat ve insanlığa dair olumlu sözler duymak mutlu ediyordu insanı.
    İşte bu yaşlı adam da 'Allah ehli imandan ayırmasın' diye başlayan dualarında ta, Kars harbine kadar uzanıyordu.
    Ne alaka diyebilirsiniz ama, inanın çok alaka.
    “Trakya'dan Kars'a yürüyerek gitmiş bizim insanımız, orada şehit olmuş.Vay be, biz şuradan şuraya yürüyemiyoruz' diyerek bir anlamda elindeki bastonu kabullenemediğinin de işaretlerini veriyordu. Ve ekliyordu; 'Biz bu vatanı böyle kazandık işte evladım...'
    Bir ara ismimi sordu. Tarık deyince kulağıma yaklaşıp 'Tarık ha diye mırıldandı.' Devamında bir şeyler daha söyledi ama ne yalan söyleyim anlayamadım.
    Tayfur Köyü'ndenmiş. 
    Yozgat'ta evlatlarının yanına gelmiş. Önce kızının yanında misafir olmuş.
    Belli ki çok mutlu olmuş.
    'Napıyım garipsiyom...(özlüyorum)' diyor evlatları için.
    Hayırlısı var hayırsızı var diyerek de ekliyor. Eee, zaman kötü, ama o belli ki evlatlarının ilgisinden memnun. Yani gönül duasını çoktan sunmuş evlatlarına.
    Tabi bu sözüne bir de ben ekliyorum.
    E, amca gençliğinde anne-babana ne yaparsa onu bulursun yaşlanınca.
    Bu sözüme Allah hayırlı evlatlar versin cümlesine diyerek yanıt veriyor ihtiyar adam.
        İnsanlık için her konuşmasında dua ediyor. Milletine hayır dolu sözler sarf ediyor.
    Kısa yolculuğumuzda süre gelen bu sohbette kendimi sabahın milli piyango şanslısı ilan ediyorum.
    Cıvıl cıvıl, hayata gülen tarafından bakmayı bilen bir çınarla sohbet etmek güne ve yarına dair çok şey kazandırdı bana.
    Unutmadan bu yaşlı adamın yaşını söyleyeyim.
    Tam 85 yaşında.
    Ama ruhu genç ruhu...
    Dolmuş E-88 kara yolundan durağına dönmeye başlarken radyoda Kayahan o kadife sesiyle yüreğimize işliyor. Galiba bu yolculuğun finali de böyle olmalıydı diyorum kendi kendime.
    Dolmuş durmak üzereyken yaşlı adam yine konuşuyor: 'Nerede bizim zamanımızda vesayet, 4 saat yol yürürdük köyden buraya.'
        Yorucu yolculuklarının ardından Çapanoğlu Camii'nde kıldığı namazlarını tadını unutmamış hala.
    Sağlığı müsaade etse inanın yine yürür yaşına bakmadan köyden şehre...
    Ve, yolculuğumuz sona eriyor. Biraz yavaştan alıyorum son bir sözünü duymak için. Herkes inerken yaşlı adam, genç dolmuş şoförüne yaklaşıyor.
        'Hayırlı işler, kazancın bereketli olsun genç...'
    İşte diyorum, Anadolu insanı. Galiba paradan, maddeden önce duyguların, iyi niyetlerin, halisane hislerin paylaşımı gerekiyor. İşte bu ak saçlı, eli bastonlu amca da bunu çok iyi yapıyordu.
    Dolmuştan yaşlı adamın inmesini bekledim.
    Elimi omzuna koyup, bir isteğin var mı dedim.
    Gülümsedi; “Oruç olmasa bir çayını içerdim amma...”
    Bir kez daha gülümsetmişti yüreğimi yaşlı adam.  
    İşin rast gelsin, diyor bitiriyordu sözlerini. Yani ne denir ki böyle bir yolculuğa.
    Ben güne böyle başladım işte.
    Hayata, insanlara ve yarına dair ne varsa olumlu bakmak. Galiba bütün mesele bu.
    Duyguları paylaşma, insanlara sevgi dolu gözlerle bakma ve her şeyden önemlisi şükretme adına bu yaşlı amcadan çok şey öğrenmemiz gerekiyor.
    En azından ben birkaç şey öğrenmeye çalıştım.
    Ne deyim ki yaşlı adam ömrün uzun olsun...