Yılları bir bir devirirken hiç farkında olabiliyor muyuz?
    Hani uzun ince bir yolda, yolun tükenişi gibidir ‘ömür’ denilen zorlu yol…
    Bazen dikenlidir bu yol, bazense bin bir zorlukların kolaylanışıdır…
    Uzun bir yolda seyahat ederken hüzünlü bir şarkının içimizi burkmasıdır bazen yolculuk…
    Bazen de sıla özlemi çektikten sonra kavuşma heyecanıyla şarkının neşe saçmasıdır…
Bazen diyar diyar gezdiğimiz yerlerde farklı hayatların varlığına şahitlik ederiz…
Bazense gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerde hayal kırıklıkları ile karşılaşırız…
    Ama yine de gezmiş olmanın verdiği mutlulukla, başka dünyanın insanlarını görmüş olmanın mutluluğuyla seviniriz…
    Dönüp baktığımız zaman su gibi akan yılların bir hesabını yapmaya kalkacak olsak acaba bunu başarabilir miyiz?..
    Hiç farkında olmadan tükettiğimiz yıllar, bir gün mutlaka bizden hesap soracaktır sormasına lakin vakit çok geç olacaktır…
    Hayat, gerçekten çok güzeldir.
    Bazılarımız lanet etse de, sevmese de aslında yaşamanın güzelliklerini, yaşamanın zevkini tadamamanın verdiği bir ruh hâli durumunun yansımasıdır bu…
    “Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır.” der Fransız deneme yazarı Montaigne. Gerçekte de böyle değil midir?
    Aslında yaşamayı çok severiz. Ancak, günlük uğraşların verdiği huzursuzlukla istemeyerek de olsa lanet sözcükleri dökülür ağzımızdan…
    İçinden çıkamayacağımız durumların verdiği sıkıntılar, karamsarlıklar, umutsuzluklar, gerçekleşemeyen ya da gerçekleşmeyen hayaller…
    İşte hayatı sevmememizin nedenleridir bunlar…
    Büyük Şair Nâzım Hikmet ise “Yaşama Dair” şunları yazar:
    Yaşamak şakaya gelmez,
    Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    Bir sincap gibi mesela,
    Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde
    Hiçbir şey beklemeden,
    Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
    Yaşamı sevmek, insanları sevmek, yaşadığımız yeri sevmek, yaşadığımız yerle barışık olmak… 
    Hayatı sevmemizi sağlayacaktır…