Tanıdık bir yazı tanıdık kelam tanıdık sözler var bu gün lügatımda.
    Bu gün de dün gibi anlayacağınız.
    Bir şehit haberi daha her zamanki gibi yaktı yüreğimizi.
    Yangın yeri bizim yüreğimizde gibi olsa da asıl yangın orada Sarıkaya’da…
    Şehidin annesi, babası, kardeşleri, dedesi, babaannesi, dayısı, halası, teyzesi…
    Var mı daha ötesi…
    Benim yüreğim yanmış…
    Allah aşkına kaç gün yanar benim yüreğim.
    Ya da sizin!
    Yarın unuturuz.
    Dün bir arkadaşımı gördüm, şehit varmış dedi?
    Evet var…
    Ne kadarda çok alıştık değil mi dedi. Sanki sıradan bir habermiş, ya da olaymış gibi konuşuyoruz.
    Hakikaten de öyle…
    Şehit kavramsal olarak çok yüce bir mertebe, Peygamberler makamına eş bir mertebe.
    Ama gelin görün ki ihanetin kalleşçe kol gezdiği dağlarda insanın arkadan vurulması ölümden kötü.
    Bu kez hikaye biraz daha farklı.
    Şehidimiz Sarıkaya’dan.
    Sarıkaya’da yangı yürekler anlayacağınız.
    Şehit Er Doğan Göçer’in kaderi de öncekilerle aynı.
    Üç beş şerefsiz çapulcu tayfasının ihanet kurşunu.
    Sonrası Türk bayrağına sarılı tabutlar, tören, göz yaşı, El Fatiha…
    Ruhu şad, mekanı cennet olsun!
    O bizim gönüllerimizin sultanı, başımızın tacı, inşallah ahir alemde şefaatinden istifade edeceğimiz şehidimiz olur.
    Sarıkaya’nın Tepedoğan köyünde doğmuş şehidimiz.
    Ailesi İstanbul’da yaşadığı için köyüne yaz tatillerinde geliyormuş.
    Şehidimizin iki kez yürekleri yakan hikayesi tam da burada başlıyor.
    Anne ve babası küçük yaşta anlaşamayarak ayrılmış.
    Eskiden boşanmalar şimdiki gibi kolay olmuyordu. Aileler arasına anlaşmazlıklar girmiş ve hasım olmuşlar, düşmanlık gütmüşler.
    İki aile arasındaki husumetin faturası her zamanki gibi ya anneye, ya da çocuklara kesilir.
    Doğan da o faturayı en acı şekilde ödemiş kendi payına düşen şekliyle.
    4 yaşından bu tarafa öz annesinin şefkatinden uzak yaşamış.
    Annesi o günden bu tarafa görmemiş evladını.
    Sarılıp koklayamamış.
    Evladım diyememiş kara gözlerine bakarak.
    Evlat sıcaklığının verdiği hazzı alamamış.
    Çocuk yaşta bıraktığı oğlunu bu gün Türk bayrağına sarılı şehit olarak saracak yüreği yanık anne.
    Ne acı Ya Rabbi…
    Nasıl dayanacak o yürek.
    Onca yıl nasıl dayandıysa buna da dayansın diyor belki kalbiniz.
    Biraz önce de söyledim ya, ateş düştüğü yeri yakıyor.
    Uzaktan konuşması o kadar kolay ki.
    Ama o anneye ne demeli.
    Baba ne halde acaba?
    Yüreğindeki evlat acısı vicdan azabına da dönüştü mü?
    Ateş bu kez büyük düştü.
    Öyle büyük ki sadece yakmıyor, dağlıyor, kavuruyor, yaşama şansı bırakmıyor.
    Göz yaşları pınar olsa söndürmeye yetmez.
    Kader, alın yazısı, ne derseniz deyin bu yaşanana.
    Yaşananlar çok acı.
    Acıdan da ötesi ama tarifi yok!
    Şehit haberlerinin sıradanlaşmaya başladığı bir Türkiye’de, sıra dışı bir olay Doğan Göçer’inr hayat hikayesi.
    Askerde çekindiği resimlerine baktım.
    Öyle hüzünlü, öyle samimi, öyle Anadolu kokuyordu ki…
    Anı olur diye askerliğin verdiği heyecanla poz vermiş…
    Kimi zaman çocukça kimi zaman kahraman bir Mehmetçik, kimi zamansa özlem dolu bir evlat olmuş.
    Acı büyük anlayacağınız efendiler.
    Evet biliyorum dünden farksız değil.
    Dün de şehidine ağladı bu gün de Yozgat!
    Vatana şehit oldu Doğan Göçer, ailesine hem acı hem de kahır.
    Bize dua etmek düşüyor elden bir şey gelmiyor.
    Şehidim Mekanın cennet olsun!
    Elimizden bir şey gelmiyor bundan ötesine affet bizi…