Devir geçer devran döner. Ama uslanmayan uslanmazmış.
    Bu ulus uyanmadıkça daha neler neler yaşarız bakalım dedik, şöyle bir sözler arasında gezintiye çıktık ve bir de ne görelim zaten söylenmesi gereken her şey geçmişte söylenmiş, biz de bu sözleri şöyle alt alta koyalım ve bakalım ortaya nasıl bir tablo çıkıyor dedik, bir bakalım:
    İlk söz Keçecizade İzzet Molla (1785 – 1829) ’dan:
    “Herkesçe bilinmelidir ki, doğru yoldan ayrılmakla dünya yıkılmaz.
    Onu asıl yıkan, bilim adamlarının dalkavukluğudur.”
    Şimdi de büyük usta Neyzen Tevfik (1879 – 1953) ’ e kulak verelim:
    “Asrın yeni umdesi var, hak kapanındır.
    Söz haykıranın, mantık şarlatanındır.
    Geçmez ele bir paye kavuk sallamayınca,
    Liyakat kürsüsü pezevenk puşt olanındır.”
    Namık Kemal (1840 – 1888) ise   
    “Geldik vatan kavgasına,
    Düştük rütbe yağmasına,
    Daldık dünya sefasına,
    Kimi görsek etekleriz,
    Ne utanmaz köpekleriz.” demiş.
    Ziya Paşa (1825 – 1880)’ da üstüne düşeni yapmış:
    “Her şahsı harimi Hak'ka mahram mı sanırsın,
    Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın,
    Dehri ararsan binde bir adam bulamazsın,
    Adem görünen harları adam mı sanırsın,
    En ummadığın keşfeder esrarı derunu,
    Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın.”
    Ünlü halk ozanı Abdullah Çağlayan’ da
    “Bir soğan soyarken yaşarır da gözler,
    Hazine soyulurken aldırmıyor öküzler.
    Hayadan eser yoktur, nafile bütün sözler.
    Beyhude inat etme salla hemen başını,
    Gerdan kır belini bük, al gitsin maaşını.” diye bir es vermiş.
    Ümit Yaşar Oğuzcan’ da (1926 – 1984)
    “Öyle bir açmaza düştü ki vatan,
    Uyku belli değil düş belli değil,
    Çöktü üstümüze bir kara duman,
    Işık belli değil, loş belli değil.”
    Tevfik Fikret’ de (1867 – 1915)
    “Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın gider ayak,
    Yarın bakarsınız, söner bugün çatırdayan ocak,
    Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
    Atıştırın, tıkıştırın, kapış, çanak çanak...
    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ıpür neva sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin...”
    Biraz da uzaklara Pablo Neruda’ ya baktığımızda
    “İnsanlarla yüz yüze konuşarak her sorunu halledebilirsin ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin".  dediğini görürüz.                                                                                
    Son noktayı da Şeyh Edebali’ nin nasihati ile yani “Bak dostum!” diye başlayan bölüm ile sözlerime son vermek istiyorum, tabii ki anlayana…                                                                                             
    “Cahil ile dost olma, ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün.
    Saygısızla dost olma, usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün.
    Aç gözlü ile dost olma, ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün.
    Görgüsüzle dost olma, yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez, üzülürsün.
    Kibirliyle dost olma, hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez, üzülürsün.
    Ukalayla dost olma, çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur, üzülürsün.
    Namertle dost olma, mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez, üzülürsün.   
    - İlim bil, irfan bil, söz bil.
    - İkram bil, kural bil, doyum bil.
    - Usul bil, adap bil, sınır bil.
    - Yol bil, yordam bil.
    - Hal bil, ahval bil, gönül bil.
    - Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
    - Mert ol, yürekli ol.
    - Kimsenin umudunu kırma.
      Sen seni bil, ömrünce yeter sana.