1904 yılıdır, Mayıs’ın 26’sı koca bir konakta dünyaya geldim. Adımı büyükbabam Necip Efendi’den almışım. Tek erkek evladın tek oğlu olan ben en çokta büyükbabam tarafından sevilmiş ve bu sevgi fazlalığıyla konakta en çok imtiyaza sahip kişi de yine ben olmuşumdur. Ben 4-5 yaşlarındayken dedem bana okuma-yazma öğretmişti, belki bundandır 12 yaşındayken şiire merak sarıp, 17 yaşındayken ilk şiir kitabını çıkarışım… Doğruyu söylemek gerekirse mekteplerle aram yoktu, fakat tutkulu bir okuyucu olduğum aşikardı. Cumhuriyet Dönemi’nde yurt dışına gönderilen ilk öğrenciler arasında bende vardım ve Paris’e gitme fırsatı bulmuştum.1 yıl sonra İstanbul’a geri döndüm ve Osmanlı Bankası’nın Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalıştım. 1928–29 senelerinde de ” Babıali” adlı eserimi yazdım.
    Hani insanlara sorarsınız ‘hayatınızda dönüm noktası diyebileceğiniz bir anınız var mı?’diye. Bana sorarsanız eğer benim dönüm noktası dediğim an, Abdülhakim Arvasi ile tanıştığım andır. Bir Hızır tavırlı adam bana Abdülhakim Arvasi’nin adresini verdi ve bende Abidin Dino ile Eyüp sırtlarına çıktım. Almış olduğum kısa süreli sohbetten sonra adeta büyülendim ve o günden sonra da onu hiç bırakmadım. Kendimi yeniden tanımlayıp, yeniden dirilişi yaşadığımı söyleyebilirim hem sanatta, hem fikir hayatında…Arvasi ile tanıştıktan sonra şiirlerimde de bir değişim olduğunu söyleyebilirim. Bundan sonra şiirlerim de madde ve ruh ilişkisine, insanın iç aleminde kopan fırtınalara ve evrenin gizemine yer verdim.
    Düşüncelerimden dolayı 9 kez hapse girmişliğim olmuştur, ama yinede boş durmamış, pek çok eser kaleme almışımdır. 1943 yılında ‘Büyük Doğu’ dergisini yayımlamış ve 35 yıl boyunca devam eden süreçte Türk Basın Tarihi’nde ayrı bir konuma sahip olmuşumdur. 1981 ve bundan sonraki 20 yıl ,İman ve İslam Atlası isimli eserimi kalıba dökebilmek için , bir daha çıkmamak üzere evime kapandım.
    Ömrümün son günlerini her an mahkum edilme tehdidi altında yaşadım. Son olarak bir fikir adamı olarak sizlere bir vasiyet bırakıyorum bu vasiyetimi beni anlayan, şu kadar yıllık hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes…Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum. Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz “Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve batıl” demekten ibarettir. Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum.Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız…
    Ve bir gece… Onun için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece yani 25 Mayıs 1983 günü yatağından doğrulup, ela gözlerini pencereden dışarıya, derin karanlığa diker. Ne görürse pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdar ve “Demek böyle ölünürmüş!” der… Muhteşem bir kalabalığın katıldığı cenaze namazında ona son görevlerini yapan sevenleri Üstadı, Eyüp sırtlarındaki kabristana defnederler. Necip Fazıl Kısakürek’e edebiyatımıza yapmış olduğu büyük katkılardan dolayı teşekkür ediyor, onu rahmetle ve saygıyla anıyoruz.