ÇİFTÇİYE, 'üretebilirsin ama satamazsın' anlayışı ile yaklaşılınca, köylere dönüş nasıl sağlanacak anlamak mümkün değil. Türkiye'nin önemli tarım bölgesi olarak kabul edilen Yozgat'ta çiftçi köyünde beslediği hayvanından elde ettiği yoğurdunu, sütünü, yumurtasını, canlı tavuğunu, balını, kaymağını, peynirini pazara getirip, satamayacak. Çünkü, 'açıkta ürün satışı sağlık açısından sakıncalı' deniyor. Doğurudur. Ancak, uygulamanın da 'doğru olduğunu' söylemek mümkün değil...
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfekçi, yöneltilen soru üzerine verdiği yazılı yanıtta, 2013-2018 yılları arasında 568 milyon 773 bin 303 kilo tohum ithal edildiğini, buna karşılık bir milyar 137 milyon 869 bin dolar ödeme yapıldığını açıkladı. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir tarım sektörü, kendi ürünlerinden tohum alamaz duruma getirildi. Yurtdışından getirilen bir yıllık tohumlardan elde edilen gıda ürünleri 'sağlıklı!' olduğu düşünülüyor. Ama köylünün Topaç'ta ürettiği Bal, Buzağcıoğlu'nun kaymağı, Azizli'nin sürtük tavuğu, İnceçayır'ın yoğurdu 'açıkta satıldığı' gerekçesiyle, 'sağlıksız' damgası vurularak, 'yasak' deniliyor...
Ortada bir tezat var. Bu tezatı ortadan kaldırmak yerine çözümü 'yasak gardaş!' anlayışıyla çözmek ne kadar doğru bir adım? Çiftçi ürettiğini pazarda satamayacaksa, neden üretsin?.. Çiftçi, ürettiğini aracıya teslim edecek, aracı ambalajlayıp, piyasaya ihtiyaç kadarını sürüp, kazanacak. Çiftçi, ürettiğinden kar edemeyecek. Sonra da çıkıp, 'piyasalar ateş pahası?' diye, naralar atılacak. Piyasalardaki bu 'ateşi' söndürmek için, yurt dışına döviz ödenip, gıda maddesi getirilerek, sorunun çözümlenebileceği varsayımıyla zaman geçirilecek...
Yozgat'ta yaşayan insanlar, 'uzun boylu, geniş omuzlu, fidan boylu' olarak tarif edilirdi. Kızlarımızın zerafeti, güzelliği türkülere nakşedilirdi. Şimdi, Yozgat'ta yaşayanların yarıdan fazlası 'obezite' denilen çağın hastalığı ile mücadele etmeye çalışıyor. Neden? Nedeni çok açık. Bizler, kendi organik ürünlerimizi 'yasakçı' anlayışla yok ettik. Avrupa'nın kendi tüketmediği ürünleri 'ucuz' diye alıp tükettik. Yetmedi. Kendi tohumlarımızı rafa kaldırıp, Avrupa'nın özelliği bozuk tohumlarından üretilen ürünleri tüketmeye başladık. Sonuç ortada.
Önce bizleri hasta ettiler. Şimdi yeni bir meslek tahsis edildi, obezite hastalığını iliklerine kadar benimsemiş insanlar zayıflatılmaya çalışılıyor. Doktorlar, uzmanlar eskiden insanları tedavi etmeye yönelik teşhislerini koyarlardı. Şimdi, 'hangi ilaçla yaşama mahkum edilmesi gerektiği' yönünde teşhisler konuluyor. Hepsi daha fazla kazanabilme adına devreye sokulan uygulamalar, atılan adımlardan vazgeçmediğimiz süre içerisinde. Benim köylümün ürettiğini, sağlıklı ortamda satmasına imkan verilmediği sürece, bu döngü böyle döner...