Ülkemizde çok yoğun bir gündem yaşanmaktadır.
Siyasi, ekonomik, kültürel ve güncel ortam biraz “sıkıcı” geçmektedir.
Gelecek bizim dışımızda bir olgu mudur? Hayır.
O bizim ellerimizde, içimizde, kafa ve yürek derinliğimizde yaşanmayı, oluşturulmayı bekleyen bir süreçtir. Ve biz geleceği her an yeniden yaratırız.
Büyük insanlık binasına sağlam bir tuğla koyabilmektir bazen yaşamak dediğimiz acı-tatlı süreç..
Hayat sürekli gelişmekse, ama çarpık olmayan bütünlüklü, anlamlı ve toplumsal bir ilerlemeyse gelecekten ümitsiz olamayız.
Toplumların tarihine uzun dönemli bakıldığında süreçlerin bazen çok hızlandığını görürüz.
Asırlık dönüşümlerin bir-iki yılda veya ayda gerçekleştiği olmuştur.
O nedenle ozan “Yaşamak asırları bir hamlede aşmaktır” dizesiyle özetlemiştir, hızlı süreçlerin diyalektiğini..
Nicelikler uzun zaman birikir, sayılar birbirine eklenir, gün geldiğinde niteliksel dönüşüm oluşur.
Su kaynar buhar olur, kıvılcım çakar ateş olur, gece gündüze dönüşür, üzümse şarap olmayı bekler..
Yine Şairin dediği gibi, insan; sevgisiyle, öpücükleriyle yapar yeni insanı, insanlığın çiçekli bahçelerine yepyeni güzellikler eker, ekler..
Umut gelecekte, gelecek ise şu yazı yazan, kilim dokuyan, kitap okuyan ellerimizdedir..
Ellerimiz yüreğin, beynin, iç dengemiz vicdanın emrinde işe koyulur, üretir, tüketir, üretkenlikte sınır tanımadan insanlığın ortak bahçelerine yeni, temiz çiçekler armağan eder..
Gündem, siyaset, iktisat, hayat ne kadar karmaşık ve yoğun olsa da biz duyarsız kalamayız bir minik serçenin erken sabah ötüşlerine..
Ağlayan, açlık çeken bir küçük çocuğun bir kaymaklı dondurma özlemine..
Yaşlı bir ninenin özlemli bakışına gülümseyen gözlerle yakınlaşan bir evladın sıcaklığına..
Hiçbirine ilgisiz duramayız, eğer geleceği ellerimizle yaratacak ve yakalayacaksak..
Ama, umutla, , hiç yaşlanmayan coşku ve heyecanlarla..
Sevinçle..
Sahi siz, ne kadar yerleşik sevinç oluşturdunuz içinizde