Özellikle Suriye, gizli servisi Muhaberat tarafından yetiştirilmiş kendi Kürt ve Ermeni vatandaşlarını PKK'nın kilit mevkilerine getirerek örgütü tümüyle kontrol altına aldı. Rifad Esad, PKK'nın Suriye ve Lübnan makamları ile olan ilişkilerini düzenliyor ve uyuşturucu trafiğini organize ederek mali kaynak sağlıyor. Uzun bir inceleme konusu olan Suriye - PKK ilişkileri; Hatay sorunu, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) engellenmesi ve uyuşturucuların Avrupa'da dağıtımı gibi pek çok ortak paydaya dayanıyor. Suriye'nin PKK desteğindeki uyuşturucu ticaretinden elde ettiği yıllık gelir 2 milyar dolar, PKK'nınki ise yılda 900 milyon dolara ulaşıyor.
Suriye yönetimi, Türkiye'nin ve ABD'nin baskıları karşısında zaman zaman PKK'ya olan desteğini çektiğini açıklamasına rağmen buna hiçbir zaman uymadı. Suriye'nin sıkıştığı anlarda Yunanistan, Rusya, Ermenistan, İran ve Libya devreye girerek PKK'nın güç kaybetmesi önlendi. Öcalan, Hafız Esad'a kadar pek çok üst düzey yönetici ile birçok görüşme yaptı. Şam ve Halep yakınlarındaki Suriye'ye ait eğitim kamplarını kullandı. Suriye'de rahat çalışabilmesi için kendisi ve yakın adamları için bizzat Askeri İstihbarat Başkanı Ali Duba imzalı Arap isimli kimlikler çıkarıldı. Şehirlerarası seyahatlerinde Muhaberat tarafından özel eskortlar görevlendirildi.
Ortada 'bölücü terör' değil apaçık bir 'komünist terör' vardır!  Komünist hareket, özünde mevcut düzeni yıkmaya, devleti ve milleti yok etmeye yönelik bir hareket olduğu için her zaman 'bölücü' bir harekettir. Komünistlerin bölücü faaliyetini, bu korkunç ve karanlık kimliğinden soyutlayarak yalnızca "bölücü terör" ifadesiyle tanımlamak son derece yanlış bir tutumdur.
Güneydoğu'daki Komünist Teröre Destek Dünya Komünistlerinden Geliyor.Kore'yi ya da Almanya'yı ikiye bölen komünist hareket gibi, Güneydoğu'daki bölücü terörü yürütenler de yine aynı Marksist-Leninist-komünist mihraklardır. Bölgedeki etnik kesimden bir kısmının kandırılıp alet edildiği bu komünist faaliyetin destekçileri de dünya çapındaki komünist ve sosyalist örgütler, partiler ve iktidarlardır.
İran ile Suriye'nin bölgede düşmanları ortaktı. Irak, Türkiye, İsrail ve ABD'nin diğer bölge müttefikleri başlıca hedefler arasındaydı. Özellikle Türkiye'ye yönelik düşmanlığın temelinde çok ilginç sebepler vardı. Suriye'de bulunan Türkler, İran'da bulunan Azeriler her iki ülke yönetimleri için de tehdit arz ediyordu. Ayrıca Suriye'nin hala hak iddia ettiği Hatay'ın 1939'da Türkiye'ye kazandırılması; İran'ı bölgenin güçlü ve çağdaş bir ülkesi yapmak için çalışan İran Şahı'nın pek çok alanda Atatürk'ü örnek alması yine bu ülkelerin tarihsel düşmanlığının temel nedenlerindendir.
Bu kapsamda, vatanın bölünmez bütünlüğünü temin edecek şekilde her birimize ayrı ayrı görevler düşmektedir. “Asıl cephe iç cephedir, iç cephe sağlam oldukça hiçbir tehdit hedefine ulaşamaz” veciz sözünden hareketle "maskeli iç tehditlerin"  arkasındaki gerçek yüzlerin tespit edilmesinin ve milli güç unsurlarının kararlı, planlı, koordineli ve sistemli bir şekilde bahse konu tehditler üzerine öncelikle yönlendirilmesinin hayati önemi haiz olduğu bilmemiz gerekiyor.