Tarihi kalıntılarıyla ünlü bir beldede gezinen bir antika avcısı, civardaki bir köyde gördüğü manzara karşısında çok şaşırdı. Küçük bir köpek yavrusu, son derece eski ve değerli bir çanaktan su içiyordu. Belli ki, köpeğin sahibi köylü bu çanağın değerini bilmiyordu. Çanağı ele geçirmek için hemen bir plan yaptı ve köpeğin sahibine giderek o köpeği satıp satmayacağını sordu. Doğrudan çanakla ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu.
Köylü sakin biçimde köpeği satabileceğini söyledi, ama ardından ekledi:
“O yavrunun benim için büyük bir manevi değeri vardır, o yüzden ucuza satamam.” Sonra da oldukça yüksek bir fiyat söyledi.
Antikacı, biraz pazarlık eder gibi yaptıktan sonra bu fiyatı kabul etti. Köpeği kucağına alıp uzaklaşırken, döndü ve masum bir edayla sordu:
“Şey, köpek şu çanaktan su içmeye alışmıştır. Onu da hediye olarak vermez miydiniz?”
Planı belliydi: köpeği yüksek fiyatla satın alacak, sonra çanağı bedavaya getirip harika bir alışveriş yapmış olacaktı. Kendisi akıllı, köylüyse saftı ne de olsa!
Ama, köylü çok kesin bir ifadeyle çanağı satmayı reddetti. Antikacı diretti:
“Canım ne olacak, eski bir çanak. O da hediyesi olsun!”
“Hayır, o çanağı asla vermem. Onu ben kullanacağım.”
“O zaman onu ayrıca sat bana. Ne fiyat istersen öderim.”
Köylü başını sağa sola sallayıp son sözünü söyledi:
“Satmam, ne fiyat verirsen ver, satmam.”
Antikacı adam hayret içindeydi. Karşısındaki basit köylü, köpeğine su içirecek kadar değerinden habersiz olduğu bu çanağı neden satmak istemiyordu ki? Köylüye bunu sorduğunda, aldığı cevap kimin daha akıllı olduğu ortaya çıktı:
“Beyim, o çanak sayesinde kaç köpek sattığımı biliyor musun sen?”
UĞURSUZ
Bir zamanlar, bir hükümdar sabah erkenden avlanmaya çıktı. Önde hükümdar, arkada adamları atlarını sürürken, tek gözlü fakir bir adamla karşılaştılar. Hükümdar adamı görür görmez atından düştü. Ayağa kalkar kalkmaz şu emri verdi:
“Hemen bu adamın kafasını uçurun!”
Fakir adam saygıyla diz çöküp hükümdara sordu:
“Neden efendim? Ölümü hak etmek için ne yaptım?”
Hükümdarın cevabı kısa ve netti:
“Çünkü, belli ki sen kötü ve uğursuz bir adamsın. Zira seni görür görmez atımdan düştüm. Bu kadar uğursuz bir adam ölmeyi hak ediyor!”
Fakir adam yine saygıyla hükümdara şöyle dedi:
Efendim, siz de benim gibi sabah erken yola çıktınız. Sizin gördüğünüz ilk kişi bendim ve benim de gördüğüm ilk kişi sizdiniz. Siz beni gördükten sonra atınızdan düştünüz. Ben ise sizi gördükten sonra öldürüleceğim.
Lütfen bana söyler misiniz? Kim daha uğursuz; siz mi, yoksa ben mi?
YAŞLI KADIN
Yaşlı kadın, neredeyse bütün vaktini bahçesinde yetiştirdiği çiçeklere harcıyordu. Görenin içini açacak kadar güzel çiçekleri vardı. Ama kısa süre önce bitişiğine taşınan yeni komşunun tavukları bu güzellikleri bozmakta gecikmedi. Kolayca onun bahçesine geçen tavuklar yem ararken, çiçeklere de basıyor, zavallı kadının ...bütün emeğini heba ediyordu.
Komşusuna durumu birkaç defa anlattıysa da, aldığı cevap:
_Günün her saatinde tavuklarımın peşinden koşamam ki_, şeklinde oldu.
Bir gün, yaşlı kadının aklına parlak bir fikir geldi. Çarşıya gitti, bir düzine yumurta aldı ve gecenin karanlığından yararlanarak onları, karşı evden görünecek biçimde çiçeklerin altına yerleştirdi. Ertesi gün, yaşlı bayanın bahçesindeki yumurtaları gören yeni komşu, o günden sonra tavuklarının kendi bahçesinden çıkmaması için her türlü önlemi aldı..