Konseyin açılışında konuşan TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç şunları söyledi: "İşsizlik hala en büyük problem olmakla birlikte düşüş trendinde. Ekonomide büyüme ikinci çeyrekte beklentileri aştı.
Önümüzdeki dönem ekonomi yönetimiyle ilgili üç konuya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi mali disiplin. Yerli ve yabancı yatırımcıya ciddi bir yatırım ortamı sunmadığımız zaman bu paranın aynı hızla çıkması muhtemeldir. Mali kurala destek verdik. Bizi bir adım öne çıkaracağına inandık. Ertelenmiş olması mali disiplinin sürdürülemeyeceği endişesini taşıyor ancak hükümetin güven verici açıklamaları olumlu. İkinci önemli konu bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumlar. Bu yapıların ne kadar önemli olduğunu son 10 yılda anladık. Üçüncü önemli konu ise ekonomide uzun vadeli yapısal reformlara odaklanma gerekliliği.
AB müzakerelerinin devamı önemini korumalıdır. İçinden geçmekte olduğumuz değişim sürecinde yoğun bir reform gündemimiz var. Avrupa'daki bazı siyasilerin söylediklerine kilitlenerek kendi yolculuğumuzu yavaşlatmak akılcı bir strateji olmayacaktır. AB'nin Türkiye olmadan reform gerçekleştirmesi çok zor.
Zaman zaman gereksiz ve sert tartışmalara sahne olmakla birlikte referandum süreci sağlıklı geçti. Yeni bir anayasa herkesin talebidir. Bunu yere getiren aktörler sürece katkıda bulunma sorumluluğu ile karşı karşıyadır. TÜSİAD olarak yeni anayasa çalışmaları için toplumsal uzlaşmayı benimsedik. Önümüzdeki aylarda gündemde olacak yeni anayasa çalışmalarının geniş bazlı müzakerelerle yapılacağını umuyoruz. Ancak bu şekilde birlik kaynağı olabilecektir.
Yarının fırsatlarını geçmişten gelen önyargılarımızla feda etmemeliyiz. Düne saplanmayı bırakıp yarına odaklanmak gerekli. Birbirimizi ve kurumları eleştirdiğimiz aslında hepimizin var olan sorunları. Suçlamalarımızda kurum ve kişilere yüklendiğimiz kadar sorunun kendisine de odaklanmak lazım."
Mustafa Koç’un dikkat çektiği üç noktaya değinmek istiyorum. Bunlardan birincisi MALİ DİSİPLİN. Büyük işletmeler “Kalite Yönetimi Sistemi”yle açık ve doğru kayıtlama yapma yükümlülüğüne sahipler ama diğer birçok firma kayıt dışına yöneliyor. Bu da Türkiye ekonomisini daha kötü gösteriyor. Vergi ödemekten korkmayın. Kayıt dışı sadece vergi kaçırmak değildir. Bütün göstergeler kayıt dışı ekonomiden etkileniyor. Türkiye’nin ekonomisi güçlüdür. Birçok ülkenin dibe vurduğu zamanlarda Türkiye ekonomisi sadece sarsıldı. Bu bir gerçek. Bu da Türkiye ekonomisinin gücünün bir kanıtıdır bana göre. Şu anda uygulanan Uluslar arası Muhasebe Standartları (UMS) özünde mali disiplini sağlayıcı bir argümandır. Muhasebe çevreleri dışında konudan haberi olan kişi sayısı oldukça az ancak bu sistem tam anlamıyla uygulanmaya başlandığında birçok şey değişecektir. Bu sistem özellikle ithalat-ihracat firmalarına çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Türkiye’deki bir firmanın da mali tabloları diğer ülke firmaları tarafında okunabilir hale gelecektir. Bu sayede de birçok bürokratik engel aşılmış olacaktır.
Koç’un dikkat çektiği ikinci konu ise BAĞIMSIZ DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KURUMLAR. Bu konuda Türkiye çok uzun adımlar atmıştır. Önceden tabir-i caizse kimin eli kimin cebinde belli değildi. Şimdi ise artan denetim firma ve kuruluşları sayesinde bu sistem bozulmuştur. Bütün firma ve kuruluşlar herkese karşı açık ve dürüst olmak zorundadır. Eski düzeni yaşamış kişiler yeni düzene güvenememektedir. Denetim kurumlarındaki kişileri birilerinin adamı olarak görmektedir ancak denetim kurumları dışındaki kişilerin de söz hakkı vardır. Raporlar denetlenebilir veya denetlenmesi istenebilir. Denetçilerin kim olduğu değil ne yaptığı daha doğrusu işini ne kadar açık ve dürüst yaptığı önemlidir.
Üçüncü ve son konu da UZUN VADELİ YAPISAL REFORMLAR. En son, en kolayca ifade edilebilen ancak karar alması ve uygulaması en zor konudur. Graham Bell telefondan ilk bahsettiğinde kimse inanamamıştı. Şimdi ise cep telefonları var ve bluetooth cihazları sayesinde telefonu elimize bile almadan kablosuz konuşabiliyoruz. Hatta artık görüntülü konuşma bile gerçekleştirilebiliyor. Yapısal reformların zorluğu da bunun gibidir. Bu reformlardan etkilenecek kişi ve kuruluşları bu reformların gerekliliğine ve uygulanabilirliliğine ikna etmek zordur.
Koç’un konuşmasında kurduğu bir cümle çok hoşuma gitti. “AB’nin Türkiye olmadan reform gerçekleştirmesi çok zor.” AB’de Türkiye’nin varlığı bir reforma sebep olacaksa AB üyelerinin de buna inanması çok zor olacaktır. AB konusunda her zaman savunduğum bir düşüncem vardır: Biz AB’nin istediği reformlardan fazlasını gerçekleştirelim ondan sonra AB üyesi olmamız için onlar bize başvursun…