Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, ilköğretimde okutulan ''Andımızın'' kaldırılması yönünde verilen önergenin Milli Eğitim Şurası Genel Kurulu'nda kabul edilmediğini söyledi.
    ''Milli Eğitim Şurası'nda alınmış bir karar yok, bu konuda verilmiş bir önerge söz konusu. Önergeyi Genel Kurul üyelerinden bir öğretmen verdi. Genel Kurulda da bir oylama yapıldı. Andımızın kaldırılması yönünde verilen önerge Milli Eğitim Şurası Genel Kurulu'nda kabul edilmedi, bu konuda bir tavsiye kararı çıkmadı. Bu konu üzerinde çok fazla tartışma oldu, bu kadar fırtına ve gürültü koparılması çok anlamlı değil. Andımız 1937 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından kaleme alınmış, 12 Eylül ihtilalinde bir takım eklemeler yapılmış bir and, çok da dünyada örneği yok.''
    Türkiye’ nin bir çok ilinde bu konu “Andın okutulması, okul idarecilerinin inisiyatifine bırakılmış durumda”, şeklinde yansıtılınca ortalık karıştı…
    Bir zamanlar bir üniversite sınavı salon sorumlusu arkadaşımda baş örtülü öğrencilerin sınava kabul edilip edilmemesinin yetkisinin kendisine verildiğini söylemişti. Ardından da eklemişti, öğrenci bina sorumlusundan, kapıdan her yerden geçecek, sınav salonuna kadar gelecek ondan sonra ben kendisine giremeyeceğini söyleyeceğim, hiç olacak iş mi?
    Andımız ile ilgili konunun okul idaresine bırakıldığı kulaktan kulağa duyulunca bir çok idareci Bakanlığına olan sevgi ve saygısından (!) dolayı okutmama tercihini kullanmaya başladı…
    Yani tam bir dezenformasyon söz konusu peki bu durumda Bakanlığın bir açıklaması gerekir değil mi?
    Evet.
    Böyle bir açıklama var mı?
    Bildiğimiz kadarı ile yok…
    Güzel…
    Bunun üzerine örnek vermek gerekir ise İstanbul’ daki okulların yarısından fazlası uygulamadan vazgeçmiş durumda…
    Ne var ki andımızın sözlerine bir göz attığımızda: ilk sözleri nasıldı, hatırlıyor musunuz?
    Türküm, doğruyum, çalışkanım…
    Yaaaa, sen misin Türk olan, sen misin doğru ve çalışkan, al sana?
    Peki bu and ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıkmış biliyor musunuz? 
    “Yetmiş yıldan beri okullarda her sabah söylenmekte olan "Öğrenci Andı" nı yazan ve 23 Nisan 1933'te Türk çocuklarına armağan eden de Dr. Reşit Galip'tir.
    Prof. Dr. Afet İnan, "Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler" adlı eserinde (s. 213) Dr. Reşit Galip ve "AND" hakkında şunları yazmıştır:
    "1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya köşküne geldiği vakit, Atatürk'ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. 'Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı' dedi:
    Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit Galip, evvelâ bir baba olarak bu hisleri duymuş; sonra da Millî Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmişti."
    Öğrenci andında yer alan her sözde ve anlamında Türk Millî Eğitiminin amacının özü vardır. And'da geçen her sözün ve ettikleri yeminin anlamı öğrencilere iyi kavratılmalı. Öğrenciler, okul içinde ve okul dışındaki hayatlarında, her sabah söyledikleri and'a göre hareket ederek "doğru" ve "çalışkan" olmalı. Küçükleri korumalı. Büyükleri saymalı. Yurdunu ve milletini özünden çok sevmeli. Yükselmeyi ve ileri gitmeyi "ülkü" edinmeli. Atatürk'ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürümelidir. Yeri gelince varlığını, Türk varlığına armağan edebilmelidir.
    Öğrencilerin okul içinde ve okul dışındaki davranışları, AND'da söyledikleri sözlere ve ettiği yemine uygun olmalıdır.”
    Şimdi, ortaya bir olay veya durum çıktığında ben hemen şu soruyu sorarım:
    “Bu durum ya da olaydan kim ya da kimler yararlanabilir?”
    Sizce bu sorunun cevabı düşünmeye değmez mi?