Türk siyaseti nereye gidiyor? Kimler Türk siyasetini içinden çıkılmaz bir girdaba sürüklüyor?
    Bu gün 12 Eylül'ün hesabını sormaya yola çıkanlar ile,
    Bu hesabın mahşere kaldığını düşününler halka 'Neden hayır', 'Neden evet' şıklarını açıklamak yerine kısır bir çekişmenin içine girdiler.
    Türk siyaseti polemiklere alışkındır aslında. 
    Öyle ki; kelli, felli, yaşı kemale ermiş, görmüş geçirmiş siyasetçiler dahi yıllarca ne içi boş polemiklere girdiler de bu millet ne oluyor demedi/diyemedi?
    Milletin, vekilini seçmekten başka ne yetkisi var ki?
    Her şey sandığa gidinceye kadar!
TÜRKİYE SİYASETİ
KİMLERİ GÖRMEDİ!
    Türk siyasetinin renkli simalarından Osman Bölükbaşı'nın 8 saati aşkın konuşması ile bir rekora sahip olduğunu biliyor muydunuz?
    Bölükbaşı aynı zamanda hem rekorlar hem de nüktelerle anılan bir siyasetçiydi. Düzce'de yaptığı bir konuşma tam 8 Saat 35 dakika sürmüştü.
    Bir kamyoncunun Düzceden çıkın yükünü İstanbul'a boşaltıp geri dönmesi boyunca konuşan bir politikacı Osman Bölükbaşı ve kamyoncu hayretle şu ifadeleri kullanıyor hatibe:
    “Beyim bu nasıl iştir! Sabah buradan kereste yükledim, konuşuyordun. Yükümü İstanbul'a boşaltıp geldim, halen konuşuyorsun...”
LAF EBELİĞİ Mİ
YAPIYORSUNUZ SOKAK AĞIZI MI?
    Siyasette konuşma sanatı vardı bir zamanlar. Ama bu gün laf ebeliği moda olanı.
    Referandum öncesi meydanlar seçim atmosferine bürünmüş durumdu.
    Ak Parti her ne kadar seçim değil referandum süreci dese de meydanlardaki görüntüsü ve siyasi polemikleri ile 12 Eylül'e seçim rengi veriyor.
    Son zamanlarda Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında siyasi polemik yaşanıyor.
    Daha çok meydanlarda, halkın huzurunda yaşanıyor polemikler. Aslında polemik de denmez; hakaret, içi boş atışma, kuru gürültü, vızıltı…
    Bir siyasi partinin genel başkanı diğerinin soyuna sopuna laf atıyor.
    Sonra oradan karşılık geliyor “sen kendine bak.”
    Hemen ertesi güne basının üzerine balıklama atlayacağı bir polemik daha, “Boy, pos tartışması…”
    Vay anasını Sevgili Yozgatlılar.
    Ne hallere geldi Türk siyaseti.
    Biz, bir birine hakaret eden siyasi parti genel başkanları arasında en afili küfrü ve hakareti edene mi oy vereceğiz?
    Bizim seçim kapasitemiz, ya da tercih dünyamız bu kadar mı boş?
    Bize göre ağzı iyi küfür yapan lider, en iyi hakaretin sahibi siyasetçi mi tercih edilen olmalı!
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu ne kadar küçük düşürürse,
    Ya da Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a afilli bir yanıt verirse mi alkış tutacağız. Yaşa, bravo, helal, yürü, demek mi milletin işi!
    12 Eylül'de yapılacak olan halk oylamasına az bir zaman kala meydanlardaki konuşmaların kemiği kalmadı.
    Millet ahlakına, nizamına uyan bir yanı hiç kalmadı.
    Bir genel başkan diğer genel başkanın boyuyla mı uğraşmalı.
    Ya da muhalefet olmak demek kalpazan, pazarlıkçı hakaretleri anlamına mı geliyor?
    Türk siyasetini bu hallere getirenlere yıllarca millet olarak prim verdik.
    Onlar bir birine küfrettikçe bizler alkışladık.
    O yüzden siyasette anayasa kitapçığı atan siyasetçiler yüzünden krize giren bir ülke olduk.
    Ve bu gün zihni bulanık, psikoloji her geçen gün batağa saplanan, iradesini modern ağaların eline hapsetmiş insanlar topluluğu haline gelmeye başladık.
    12 Eylül'e kadar meydanlarda neler konuşulacak bakalım.
    Kim kime daha kaliteli hakaret edip, millet gözünde küçük düşürecek.
    Ve biz millet, hangi lidere alkış tutacağı ağız dolusu küfründen ve hakaretinden dolayı!
LÜTFEN HAYRINIZI GİZLİ YAPIN
    Son iki, üç gündür maddi durumu yerinde olmayan, aile düzeni bozulmuş ailelerle muhatap oluyorum.
    İnsanların haline bakınca ilk aklıma gelen 'Ramazan için hazırlanmış duygu sömürücülüğü' geliyor.
    Allah yalanı sevmez, kalbim böyle söylerken mantığım, vicdanım titriyor.
    Türk toplumu her geçen gün lüksün, israfın içine doğru çılgınca ilerlerken fakirlik yüzünden dağılan, cehaleti yüzünden namusunu, şerefini, aile düzenini dağıtan insanların sayısı da artmaya başladı.
    Bu söylediklerim dört duvar arkasında yaşandığı içindir ki, bizler onları görmüyoruz.
    Ama hayatın gerçekleri bir film senaryosu gibi reklam vermeden devam ediyor.
    Ramazan ayında vesile oldu bu tür yaşantıları bulunan ailelerle birebir muhatap oldum.
    Yardımlaşmanın doruğa ulaştığı bu ayda bu insanlar daha çok ilgiye ve alakaya muhtaç.
    Hayırseverlerden ricam (siyasetçiler de buna dahil) lütfen yardımlarınızı gizli, ama çok gizli yapın.
    Mümkünse yardım yapacağınız evin yan komşusu dahi duymasın yapacağınız yardımı.
    İnsanlar ne kadar fakir, ne kadar acı dolu ve zor bir hayat yaşıyor olsalar dahi bir gurur taşıdıklarını unutmayın.
    Lütfen!