Diğer ülkelerdeki durum nedir tam olarak bilemiyorum ama öğrenebildiğim kadarıyla, fazla bir sorun yok. Kurulan sistem dahilinde kimin ne olacağı, ne yapacağı billi. O yüzden de sorun fazla yaşanmıyor.
Bizde ise durum çok farklı.
Her iktidar değişikliğinde, iktidarların eğitim sistemiyle oynadıkları yetmiyormuş gibi, her bakan değişikliği eğitim sistemini kendisine göre yeniden yorumluyor.
Bu da eğitimi ‘‘Çorbaya’’ döndürmüş durumda.
Eğitim sistemindeki sistemsizliğin mağduru tek taraflı değil. Her kesim sıkıntılı, idarecisi, öğrencisi, velisi, öğretmeni atanamayan öğretmeni.
Sürekli okurlarımızdan birisi gönderdiği e-mail’de ‘‘Atanamayan öğretmen adaylarının durumu ne olacak?’’ diye soruyor ve ekleyior:
‘‘Bu üniversitelerin nitelikli işsiz fabrikası olduğu ortada. Aç gezdik, rızkımızdan kestik okuttuk. Bir tarafa 45-50 puanla öğretmen olundu, bir tarafta 80-90 puan alanlar kaldırım mühendisi oldu. Vekil öğretmenlikte bitti. Milli Eğitim Müdürlüğü öyle diyor. Muhatap hiç kimse yok. Kısaca düzensizlik düzenli bir şekilde gidiyor. Eğitim şart diyorlar acaba. Yüzlerce Yozgatlı ortada kaldı.’’
Eğitimin yol haritası, Anayasası olmazsabu ve buna benzer feryatlar devam edecektir.
Öğrencinin velisine, görevdeki öğretmene, yöneticilere sorduğunuzda da farklı ama aynı sorunları dile getirip, yaşadıkları sıkıntıları sıralayacaklardır, sıralıyorlarda.
Sorunun çözümü her bakan değişikliğinde değişen bir eğitim sistemi yerine, değişimleri gelişimlere bağlı olarak yapılabilecek bir sistemin benimsenip, ‘‘Değiştirilemez’’ maddelerden oluşan ‘‘Eğitim Anayasası’’ hazırlanması gerekir.
Diğer taraftan, okurumuzun altını çizdiği bir durum var; Yozgat insanının yıllardır okumaktan başka çaresinin bulunmaması gibi...
Yozgat’ta insanlar umutlarını ‘‘Eğitime’’ bağlamış durumda. Yıllardır, köyde yaşayan aileler tek geliri, geçim kaynağı olan ‘‘Sarı öküzünü’’ satıp, ‘‘Biz okuyamadık, bari çocuklarımız okusun’’ diyerek, hareket etmiştir. Bunun sonucunda da, geçmiş yıllarda ‘‘Eğitim göçü’’ oluşmuştu. Bugün de değişen bir şey yok. Yozgat’ta üniversitelerden mezun olmuş binlerce genç iş arıyor, iş bulamıyor.
Yozgat’ın temel sorunlarından birisi de bu yöndedir. Üniversiteden mezun olan veya lise ve dengi okulu bitiren insanlar, hayata atıldıklarında ‘‘Ne yapacaklar?, ne olacaklar?’’ sorularının karşılığı bulunmuyor. Bu soruların karşılığını verecek bir yapının oluşturulması noktasında da herhangi bir çalışmanın olduğunu sanmıyorum. En azından ben duymadım, görmedim...
Yozgat’ta yeni iş sahalarının kurulması, açılması noktasında gerekli çalışmalar yapılırken, diğer taraftan da ‘‘Potansiyel işsiz’’ konumundaki insanların ‘‘Neler yapabileceği, neler yapmaları gerektiği, nasıl yapabilecekleri?’’ konusunda da gerekli donanımları almalarına yönelik altyapıların oluşturulması gerekmektedir.
Tabiki siyasi kaygıların bir tarafa bırakılıp, insanlara balık yemelerini öğretmek yerine balık tutmalarını öğretmeye yönelik çalışmalara gerekli destek verilmlidir.
________________________________
Hatadan ders çıkarmak
Sezonun ilk haftasında konuk ettiği Kahramanmaraş Belediyespor’a 2-1 yenilen Yimpaş Yozgatspor’un hatalardan ders çıkartıp, gerekli tedbirleri alarak gittiği İstanbul deplasmanında Maltepespor’u 3-1 yenmesi herkesi mutlu ettiği gibi, umutlandırdı da.
Hata neydi?...
Futbolcular maç sonrasındaki açıklamalarında, ‘‘Rakip gereğinden fazla gözde büyütüldü’’ deniyor, bu nedenlede istenilen oyun anlayışının sahaya yansıtılamadığı vurgulanıyordu.
Teşhis doğru...
Rakibi büyük görmek kadar küçük görmek de beraberinde sıkıntıları getirecektir, getirmiştir de...
Sahaya çıkmayan bir takımın, camianın ‘‘Bu maçtan bir puan çıkartırsak çok iyi!’’ gibi bir düşünceyi benimsemesine hep karşı çıktım. Böyle bir düşünce ‘‘Yenilgiyi peşinen kabullenmiş olmanız’’ anlamına gelmektedir. Bir başka değişle rakibe siz bir puanı vermişsiniz, işini kolaylaştırmışsınız, rakibe sadece diğer puanları alabilmek için tek vuruş yapmalarının zeminini hazırlamış olursunuz.
O nedenle, bir takımın sahaya çıkmadan önce tek düşüncesi kazanmak olmalıdır. Kazanmak için yapılması gerekenlerin ezberlenip, uygulamaya konulmasında yarar vardır. Sonuç itibariyle, aynı ligde oynuyorsunuz, aynı ligde oynadığınıza göre ‘‘Aynı seviyedesiniz’’ demektir.
Fark anlayış ve inanışla ortaya çıkmaktadır.
Kimilerine göre parası olan takımlar güçlüdür...
Kimisine göre, daha üst liglerden futbolcuları olan takımlar daha güçlüdür ve başarılı olurlar...
Bana göre; Her ikisi de yanlış. Elindeki kaynakları en iyi değerlendiren, ihtiyacı olan futbolcuları kadrosuna dahil edip, güvenen, bu güven ve inançlarıyla destekleyip, yansıtan camialar başarılı olurlar ve olmuşlardır.
Daha önce iki kez ikinci lige çıkan kırmızı siyahlı ekibin, ilkinde yedek futbolcusu dahi bulunmuyordu, yedek kaleci oyuna forvet olarak sokluluyordu, şampiyonluk yaşadı.
Küme düştükten bir sezon sonra yeniden ikinci lige çıkan Yozgatspor, akıllı transferler yaptı, genç yetenekleri kadrosuna dahil edip, tecrübeli isimleri aralarında yönetici konumunda görevlendirdi. Açıkara şampiyonluk yaşadı.
Her ikisinde de fazla para yoktu...
Gelirler kısıtlıydı...
Ama mevcut mali kaynaklar iyi kullanıldı...
Yerinde ve gerekli transferler yapıldı...
Herkes takımın başarılı olacağına inanıp, destek verdi...
Yönetici inandı...
Teknik heyet inandı...
Futbolcu inandı...
Bunlar sahaya yansıtıldı....
Taraftar inandı...
Şehir inandı...
Yozgatspor iki kez 3’üncü ligde şampiyon oldu, ikinci lige çıktı...
Yimpaş Yozgatspor, bir kez şampiyon oldu birinci lige çıkıp, süper ligde oynadı...
Hepsi inançla oldu...
İnancı kaybetmeden, yola devam...