Nazi Almanyasında Müslüman birinin yaşadığı apartmandaki Yahudi’yi SS askerleri almaya geldiklerinde adam perdenin arkasından olup bitenleri izlemiş ancak sesini çıkartmaya da cesaret edememiş…
Daha sonra sıra sıra Budiste gelmiş onda da izlemekle yetinmiş, ardından sırası ile Hıristiyan, Ateist derken bir gün SS’ ler kapısını çaldıklarında içinden “Keşke demiş, keşke ilk Yahudi komşumu alıp götürdüklerinde sesimi çıkartsaydım itiraz etseydim.” Ne var ki iş işten geçmiş.
Demokrasi tarihimizde bu kadar planlı, stratejileri önceden belirlenmiş, ne yaptığını bilen bir güç ile karşılaşmadığımızdan ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Herkes yavaş yavaş ve sistemli bir şekilde sindirildiğinden bırakın ortak akıl ile hareket etmeyi resmen reflekslerimiz bile işe yaramıyor.
Felç olmuş durumdayız, her türlü beyin yıkama metodu, Hitler’ in propaganda yardımcısı Gobbels’ in bile aklına gelmeyen taktikler ile dumura uğramış durumdayız.
Gazeteciler, siyasetçiler, askerler, aydınlar, hemen hemen bu ülkede aklı çalışan, eli kalem tutan, ağzı laf yapan adam kalmadı desek, abartmıyoruz herhalde…
Tam bir korku imparatorluğu, enteresan bir tiyatro, komik, trajik belki de trajikomik bir oyun izliyoruz ve: KORKUYORUZ…
Oysaki İstiklal Marşımız nasıl başlıyor: “KORKMA…”
Peki ya Atatürk Gençliğe Hitabeyi sizce sadece gençlere mi söylemiş.
Bakalım bir sözlerine:
“Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakrü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!”
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Çatlak patlak birkaç ses çıkıyor toplumda ama cılız, yetersiz, ne yapacağını bilmeyen, plansız, programsız, lidersiz…
Bu kadarı ayağa kalmaya yetecek mi?
Hiç sanmıyorum ta ki isot tarlasına girilinceye kadar. Nedir bu isot hikâyesi derseniz:
“Kurtuluş savaşında düşman Urfa’ya doğru yaklaşıyor, kahvede oturan köyün efelerine haber ulaşıyor “düşman Antep sınırından Urfa’ya girdi” herkesten garip bir ses; bir şey olmaz. Bir gün sonra ‘düşman şehre girdi’ yine aynı hal; bir şey olmaz, akşama doğru ‘düşman mahalleye girdi. ‘bir şey olmaz’ aradan çok kısa bir süre geçiyor geliyor haberci ‘düşman isot (biber) tarlalarına girdi. Bunu duyan Urfalım ‘Allah Allah’ nidaları ile ‘vay demek isot tarlasına girerler haa..diyerek kazma kürek yaba bıçak silah ne bulduysa düşmanı çok kısa sürede layık olduğu yere gönderiyor.”
Kanaatimce isot tarlasına çok yaklaşıldı ama henüz girilmedi, etrafında dolaşıp duruyorlar. O halde bir şey olmaz deyip tavla atmaya, okey oynamaya, pişpirike devam.
Zaten ne yapabiliriz ki?
Birileri nasıl olsa bir şeyler yapar, yapacak zaten bize dokunmayan yılan da bin yaşasın öyle değil mi?
Ama bildiğimiz tarihin de yazdığı çok güzel bir şey var Türk Milleti’nin sabrı kolay taşmaz, taşarsa da onu durduracak durak olmaz.
Bu konuda da ne demiş Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa biliyor musunuz? :
“Siz dışarıdan biz içerden Osmanlı’ yı yıkmaya çalıştık Görüyorsunuz ki hâlâ yıkamadık Dimdik ayakta duruyor ”