Yozgat’ın aslında tabandan zengin olduğunu biliyorduk bilmesine ama farkına varmamız biraz zaman aldı. 
    Eski yıllarda hamam kültürü ile tanıdığımız sıcak suyun şifasından başka bildiğimiz de yoktu açıkçası.
    Dünya yerden bulamadığını ısıtarak insanlara termal su olarak yuttururken bizler sıcak suyu yeni yeni keşfetmeye başladık.
    Olsun, yeni de olsa, geçte olsa keşfetmek önemli olan.
    Keşif tarafı iyi güzel de kullanamadıktan sonra ne anlamı var sıcak suyun.
    İsterseniz sıcak suyun termal, jeotermal, sera ve ısıtma amaçlı kullanıldığında büyük bir enerji potansiyeline dönüştüğünü keşfettiğimiz ilk günleri kısaca hatırlayalım.
    Yozgat’ın yeraltında Allah vergisi bulunan sıcak suyunu önce geçmişe dair hamamlardan iz sürerek aradık.
    Yerköy’de yıkılmış bir Uyuz Hamamı vardı mesela.
    Rivayetlere dayanarak, biraz da göz kararı arama çalışması yapıldı bu hamamın olabileceği bölgede.
    Derken Yozgat’ta Çemsan civarında bir zamanlar şifalı sıcak suları olan hamamdan bahsedildi.
    Akdağmadeni’nin Karadikmen, Saraykent derken sıcak su potansiyelleri göz kararı, rivayetlere usulü de olsa tahmini bölgeler tespit edildi.
    Daha sonra sondaj çalışması yapılmasına karar verildi.
    Ama ortada bir sorun vardı çünkü sondajı ciddi maliyetti.
    Olsun dedik, Yozgat’ın geleceği adına fedakarlıktan kaçmaya gerek yok.
    Köylere Hizmet Götürmeden kestik, yollara hizmet götürmeden kestik, boğazımızdan kestik sıcak su aramaya koyulduk.
    Aslına bakarsanız bu iş ciddi bir işti bizim için Sevgili Yozgatlılar.
    Allah’ın hikmetinden sual olmaz,
    Mevla Yozgatlı’nın ayaklarının altına sımsıcak sular seller sererken Avrupalı o suyu ısıtarak üretmeye çalışıyor, üstelik termal kentler kuruyor.
    Hem de ne termal kentler.
    Yozgat büyüklüğünde termal kentler mevcut dünya ülkelerinde.
    Türkiye’den bir örnek, Ankara Kızılcahamam var mı daha ötesi.
    Hemen burnumuzun dibindeki Nevşehir Kozaklı.
    Kozaklı’da doğru dürüst bir banka şubesi yok ama bol yıldızlı termal oteller var.
    Dünyanın geleceğine yön verecek tarımsal yatırımlardan konuşulduğu bir süreçte yeraltından çıkan şifalı suyla yapılacak seraları düşünebiliyor musunuz?
    Peki ya sıcak suyla ısıtma…
    Kalorifer değil, doğalgaz değil, fuel oil değil yer altından çıkan sıcak su….
    Yeraltından çıkartacağın sıcak suyu önce termalde kullan, sonra ısıtma amaçlı konutlara gönder, oradan da serada domates yetiştir, biber yetiştir.
    Ne yetiştirirsen keyfine kalmış!
    Sıcak suyu enerji amaçlı da kullanabilirsiniz.
    Bir ara Sarıkaya’da kışın kaldırımların buz tutmasını önlemek amacıyla sıcak su geçişlerinin kaldırım altlarına verilmesi dahi planlanmıştı.
    Ama ne hikmettir bilinmez Sarıkaya’daki Belediye ortaklı termal şirket battı.
    Yerköy’de yine aynı sorun.
    Aslında sorun ta sıcak su aramasına karar verildiği gün başladı.
    Dünyanın parasını verdik bir umut sondaj parasına.
    Devlet desteğini göz ardı ettik.
    Projeler geliştirmedik.
    MTA’dan destek yerine fikir aldık, kimi zaman aklımıza dahi getirmedik bu kurumu.
    Böyle bir sürecin ardından MTA 9 bölgede yeniden sıcak su araması yapmaya hazırlanıyor.
    İmkanlar devletten anlayacağınız.
    MTA son yıllarda ciddi manada gelişti, büyüdü.
    Uzaydan çekilmiş yer yüzünün haritaları var. Nerede ne var, hangi taşın altından ne geçiyor biliyor adamlar.
    Bilsin de devlet bilsin, sonuçta faydası millete.
    Ama işi yani sondajı özel sektöre yaptırırsanız, bunu da biraz gözü kapalı, biraz cahilce biraz da görmezden gelerek yaparsınız sonuç Yozgat’taki gibi olur.
    Geçmişe dair tüm bunları neden yazdım?
    Termale bağlı turizm, seracılık, jeotermal enerji yatırımları öyle şıp diye olacak, şak diye ortaya çıkacak şeyler değil.
    Uzun soluklu ekip çalışmaları ile ciddi koordine sağlanarak yapılacak yatırımlar bunlar.
    Tek başına devletin yapacağı şeyler de değil bu yatırımlar.
    Ciddi sinerji, AR-GE ve reklam isteyen ama geleceği kazançlı, yani kârlı bir yatırım.
    Ama biz geçmişte büyük otelleri elimizin tersiyle ittik Yozgat’tan.
    Adam dünyada isim yapmış, Yozgat’a yapacağı yatırıma engel çıkarttık.
    Kah bürokrasi engellerini çıkardık, kah bazı siyasetçilerin ‘ben de ortak olayım’ tarzından aç gözlü tutumlarına yenik düştük.
    Kaçırdık canım yatırımları!
    Ama bir güne bir gün bunu dillendirmedik.
    Yeri geldi konuştuk konuşmasına ama o da cılız kaldı bu kadar suskun insanın arasında.
    Geçmiş geçmişte kaldı demek istemiyorum ama maalesef geçen zamanı geri getirmek mümkün değil.
    Ammavelakin Allah’ın bizlere bahşettiği bu nimeti değerlendirememek, aradan geçen yıllara rağmen Sorgun dışında ciddi manada yatırıma dönüştürememek çok büyük bir kayıp.
    Uzun lafın kısası yer altında duran suyun bize faydası yok.
    Yeryüzüne çıkınca da soğutmanın kıymeti…
    Biz şimdilik yer yüzüne çıkartıyor ama soğumasını bekliyoruz.
    Aklıma gelen küçük bir anıyla bu günkü gevezeliğime son noktayı koymak istiyorum;
    Çocukken benim ve kardeşlerimin sıkça bademcikleri şişerdi.
    Çayı soğuk içsek boğazımız şişecek kadar hassastı durumumuz.
    O yüzden dondurmaya hasret büyüdük diyebilirim.
    Ne zaman dondurma istesek elimize vurdu annemiz!
        Bazen bu durum öyle bir hal aldı ki, bir gün babamın getirdiği dondurma için annem; “Biraz ısınsın çocuklar öyle yesin” dahi deyiverdi gayri ihtiyari.
    Sanki yeraltından çıkan sıcak suyun durumu da buna benziyor.

YOZGAT RÜZGARI
Pazarda esnaf olmak da
müşteri olmakta zor
Yaklaşan kış mevsimi öncesi Yozgat’ta kurulan pazarlar deyim yerindeyse iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık.
    Allah hareketini de artırsın, tabi bereketini de.
    Kış yaklaşınca haliyle insanlar da kışın yiyeceği turşuyu, konserveyi şimdiden tedarik etmenin,
    Taze meyve ve sebzenin zamanı geçmeden almanın telaşında.
    Pazarlardaki yoğunluk esnafın da yüzünü güldürüyor haliyle.
    Pazardaki yoğunluk pazarcı esnafının telaşı, vatandaşın acelesi zaman zaman ortaya hoş olmayan görüntülerde çıkarıyor.
    Çok şükür eski; kaba, insanlara ters davranan, argo kelimelerle pazarın ahengini kaçıran pazarcı tiplemesi kalmadı gibi…
    Kalmadı gibi, çünkü bu işten evine ekmek götürenler kaldı pazarda.
    Kimse kendi ailesine reva görmediğini pazarda müşterisine reva görmüyor.
    Ama ara sıra da olsa yaşanan bir rahatsızlık var ki son günlerde ciddi manada kulağıma gelmeye geldi.
    İnsanlar haliyle alacağı ürünün tazeliğini kontrol etmek zorunda.
    Bunu da domatesi, salatalığı, eriği, elmayı yani yumuşama ihtimali olan ürünlere dokunarak yapıyor.
    Bu durum pazarcı esnafının hoşuna gitmese de olmak zorunda. Vatandaşın en doğal hakkı.
    İnsanlar markette eline poşet alıp dilediği gibi alış veriş yapabiliyor. Haliyle aynı hakkı pazarda da istediği gibi kullanmak istiyor.
    Ama sen pazarcı kardeşim, ağabeyim, müşterine domatesi elledin azar, elmaya dokundun ters cevap yaparsan bu iş olmaz.
    Pazar eski havasını yakalamış, tam da sezonunda insanlar pazarı tercih etmişken siz insanlara basit sebeplerden ters davranırsanız burada karlı çıkan olmazsınız.
    Ben Pazar geleneğinin her zaman yaşaması taraftarıyım.
    Biraz sizden biraz vatandaştan hepsi hoş görü, gerisi bol iş, bol emmek parası.
    Var mı daha ötesi…