İnsan bazen neyi, nasıl yazacağını düşünemiyor. Kalemin değil duyguların konuştuğu anlar oluyor. Bazen keşkeler takılıyor kafanıza. İnsansınız, insanlar içinde yaşıyorsunuz, insanı da “Nankör” olarak tanımlıyor yüce yaradan. Sevginin, vefanın, hoşgörünün, kardeşliğin yanına bir de “Nankör” sıfatını ilave etmeniz gerekiyor.
Bu tespiti biz değil, yaradan Yüce Mevla haber veriyor. Geriye dönüp baktığınızda “keşkeler” azsa sorun yok. Ama hayatınız keşkelerle doluysa seçiminizde, takıntılarınızda bir sorun var demektir. “Keşkeleri” çok olanlardan değilim çok şükür. Atalar; “İnsan beşer, bazen şaşar” demiştir. Yani insanoğlu bazen hatalara maruz kalabiliyor. Yeter ki bu hatalar Hakk’ı inkar derecesinde olmasın.
Keşkeleri geçelim, nankörlüklere de takılmayalım. Bu duygu yoğunluğunun arasında bir sevgi seline boğuldum diye bilirim. Mevla hepsinden razı olsun,! Terazinin ağır gelen kefesinde güzellikler var. Dostlarım ve arkadaşlarım beni telefon yağmuruna boğdular hepsine teşekkür ederim. Onlardan Allah razı olsun. Demek ki, yanlış yapmamışız diyorum.
Dostlukları, vefayı ve nankörlüğü düşündüğümde hep aklıma o yılanla kaplumbağanın hikayesi gelir. Hani nehri geçemeyen zehirli yılanın kaplumbağaya dostluk-arkadaşlık adına rica edip kendisini karşı yakaya taşımasını istediği meşhur hikaye!.. Sonunu da biliyorsunuz. Tam karşıya geçecekleri sırada uzat boynunu bir öpeyim derken kaplumbağayı zehirleyip öldürmek isteyen yılanın hikayesidir bu.
Üç gündür dostlarımız bizi arıyorlar, seninleyiz, yanınızdayız, bize ne düşerse varız, diyorlar. Gönlüme soğuk su serpmelerinin yanı sıra; “Yalnız değilsin, seninleyiz” demeleri bana moral kaynağı oluyor. Muhalif olarak bildiğim zatlar dahi işin gerçeğini ifade edip; “Bu başarı senin eserin, senle bu günlere gelindi, hakkını inkar edemeyiz” diyorlar. Bu benim için yeter, haklı bir gerçeğin ifadesidir. Kadirşinas dostlarıma muhabbetlerimi sunuyorum.
Konuyu bilen, duyan arkadaşlarım dan bir çoğu aradı ve “Boş ver, seni biz biliyoruz, çalışmalarını da takip ediyoruz. Mücadelen ve azmin takdire şayandır, lütfen küsme, geri çekilme, çok sevdiğin ‘sevdamdır’ dediğin ideallerinden vazgeçme, bize düşen ne varsa yapmaya hazırız” demeleri bana yeni bir güç ve yeni bir umut vermiştir.
Sevgisinden ve samimiyetinden endişe etmediğim dostlarım memleketlerine, şehirlerine buyur ettiler. “Gel birlikte çalışalım” dediler. Bir dostum da “Seni toplantımızda konuşmacı olarak görmek istiyoruz” dedi. Bunlar ektiğimiz sevgi tohumlarının meyveleriydi.
İki kardeşimizin yazdığı mesaj ise çok manidardı. Nükteyle karışık bir ifadeydi, “Yozgatlı seni müzeye mumyalasın, yıllarca saklasın” diyordu. Diğer kardeşimizde “Seni kültür elçisi olarak atamayan yöneticilere şaşarım, çünkü sen Yozgat’ın gerçek manada kültür elçisisin” diyor, üzüntü duyduklarını ifade ediyorlardı.
Bu denli sevgi seli bana umut verdi, çok sevindirdi ne yalan söyleyim. İnşallah Rabbimin izniyle yeni hatalara düşmeden arkadaşlarımla birlikte doğru bir karar verip yolumuza öyle devam edeceğiz. Rabbim hayır yolda ayaklarımızı daim eylesin.
Birilerine gelince artık muhatabım değiller, uzak gitsinler. Başarılı olurlar, ya da olamazlar o beni enterese etmez. Artık ismimin de orada kullanılmasını istemiyorum. Zaman her şeyin ilacıdır derler. Hakkımı ve hukukumu zamana ve Allah’a havale ediyorum.
“Görelim neyler, neylerse Mevla güzel eyler” Sevgi seliyle gönlümüzü alan, güzel umutlarla bize destek mesajı gönderen, “YALNIZ DEĞİLSİN” diye uzaklardan ses veren. “Seninle Yozgat’ı sevdik, güzel insan bizi üzme” diyen, “Tatlı gülücüklerin hep gözümüzün önünde, sen bizim dostumuzsun senin üzülmene razı değiliz” diye mesaj gönderen dostlarıma, arkadaşlarıma teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum. “Bu sevda bitmeyecek“ dedik. Merak etmeyin dostlarım.