Mısır'da, Libya'da, İran'da Ortadoğu'nun bilmem neresinde insanlar isyanda.
Kimi diktatör rejimden, kimi devletin politikasından, kimi liderinden şikayetçi.
Ortadoğu'daki ülkelerde çıkan isyanların tamamında hedef; DEVLET!..
İnsanların memnuniyetsizliklerini isyanlarla dile getirmesi hakikaten endişe verici bir durum.
Nihayetinde yüzlerce insan ölüyor, yaralanıyor, yağmalar, devlet binalarının yakılmasına kadar varan eylemler gerçekleşiyor.
Devlet denilen kavram belli ki eksik kalmış burularda.
Ya da insanların devlet anlayışı çok farklı.
Bir şekilde birilerinin kışkırtması ile insanların isyana sürüklenmesi ortada ciddi oyunların döndüğünün göstergesi.
Uluslar arası bir olaya yorum yapmak, bunu da İleri Gazetesi'nde bilgisayar başından yapmak artık çok zor değil.
Ülkeler arasında sınırların kalktığı bir dünyada devlet her şeye rağmen önemli bir olgu.
Türklerdeki devlet yapısını dünyadaki hiçbir ülkeyle kıyaslayamazsınız.
Devlet'i en kutsal saydığı anası ve babasının yerine koyabilecek bir saygıyla kabullenmiştir Türk insanı.
Vatandaşın beklediği tek şeyse biraz şefkat biraz da adalettir.
Devlet ebettir…
Türk insanı aslında devletin ta kendisi olduğunun farkındadır.
Yerköy'de yaşanan olayda bir kez daha devletin böyle bir şey olduğunu çok daha iyi anladım.
Belki basit bir olay, belki olması gereken bir olay, belki de hiç dikkate alınmaması dahi gerekir.
Gülüp geçenlere de amenna…
Ama ben yine de bu örneği vermek istiyorum.
Geçen hafta gazetemizde yalnız yaşayan, daha doğrusu ailesi tarafından terk edildiği için bakımsızlıktan ciddi sağlık problemleri yaşayan 61 yaşındaki Mulla Koç'un dramını gündeme getirmiştik.
Haberciliğin ötesinde amacımız 61 yaşındaki bir adamın suçu, günahı, sorunu, sıkıntısı ne olursa olsun içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmasına vesile olmaktı.
Nihayetinde ne olursa olsun 61 yaşında bir babaydı Mulla Koç.
Yıllarca mutlu, bahtiyar geçen bir ömrün tam da rahat edeceği, evlat mürveti görüp, torun seveceği bir döneminde düştüğü durum yüreği olanın kabulleneceği şeyler değildi.
Mulla Koç'un bacağında çıkan yaralar sanki kalbinin dışa yansıması gibiydi.
Önce sağlık problemlerinin çözülmesi, sonra biraz bakım, her şeyden ötesi şuan ayrı yaşadığı ailesinin durumunu görüp, duyarlılık göstermesiydi gayemiz.
Belki hepsini değil ama devlete düşen bölümü hallettik gibi.
Yozgat Valiliği haberimizin ardından harekete geçti.
Valiliğin direktifleri Yerköy Kaymakamlığı tarafından ışık hızıyla uygulamaya konuldu ve Mulla Koç'un bacağının tedavisine başlandı.
İnsana verilen değer bu olsa gerek…
İleri Gazetesi her zaman yayınlarında toplum faydasına kalem oynattı.
Bu gün belki bir kişi, yarın bin kişi…
Yaptığınız yayının kime nasıl hitap ettiği önemli.
Her haber bu şekilde değerlendiriliyor mu, açıkçası o kısım biraz muallak.
Ama temennimiz her haberde bir değer bulunması.
Haberin değerlendirmesinden ziyade topluma faydalı olacak gelişmelerin yaşanması önemli olan.
Yazılanın değeri karşılık bulmasıyla olur.
Toplumun kanayan yaralarına hasbelkader parmak basmaya çalışıyoruz.
Yerköy'deki çaresiz adamın dramına duyarsız kalmayan yetkililer bana göre çok önemli bir duyarlılık örneği sergilediler.
Bir insan kurtarmak bir dünya kurtarmakla eş değerdir.
İşte bu yüzden mesleğimi seviyorum.
Yazılanlar karşılık buldukça değer kazanıyor işte o zaman tadından yenmiyor.
Ortaya çıkan değerin adı da insan!
Ucunda insana faydalı bir iş varsa yazmaya devam.
Bize yansımasına gerek yok, nerede bir eksik, nerede sorunlu bir yer varsa ve bu gündeme geldiğinde duyması gerekenler olaylara sağır kalmıyorsa işte asıl önemli olan da bu…
Yoksa ben yazmışım, sen yazmışın, o yazmış hiç fark etmez.