Fatma hanım yatan yavrusuna baktı bir kez daha.Belki de bu onu son seyredişi,son görüşüydü.Hayatta en çok değer verdiği,çok fazla önemsediği,hatta onun için herkesi kırıp, öz oğlunu Yavuzunu bile hiçe saydığı, geleceğinin teminatı gözüyle baktığı küçük oğlu Fatih’ti bu köhne hastanede yatan.Yaşlı gözleri ağlamaktan kızarmış,titrek ellerini kaldırarak dua ediyordu Yaradanına.Aslında hiç yüzü yoktu dua etmeye.Yaptığı adaletsizliği, haksızlığı,tüm insanların onları uyarmalarına rağmen dikkate almamalarının hesabını nasıl verecekti Rabbine?Ne kadar dua da etse,tövbe de etse yinede telafi edemezdi hatasını.Ya büyük oğlu Yavuz.Onun yüzüne her baktığında,her yanına gelip halini hatırını sorduğunda yerin dibine giriyor,utançtan bakamıyordu yüzüne.Her yemekte kendinden önce anne ve babasının yemeğiyle ilgilenen bir zamanlar hiçe saydıkları oğullarına nasıl affettireceklerdi kendilerini? Hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranacaklardı? Onun yüzüne her baktığında hatasını düşünüyor,keşkeler zihninde dönüp duruyordu sürekli.Gelecekte keşke dememek için yaptığımız her davranışı,söylediğimiz her sözü düşünerek söylenmesi gerektiğini anlamıştı ama geç kalmıştı biraz.Yavuzun sürekli kullandığı bir söz geldi aklına.
    ‘Söz ağızdan çıkmadan biz ona hükmederiz.Ama ağzımızdan çıktığı anda o bize hükmeder’
    Aslında geçmişimiz geleceğimizi yönlendirir.
    Evet böyle derdi Yavuz.Neye yatırım yaparsak günü geldiğinde o bizi karşılar.Bu dünyada da Ahirette de.Geçmişimiz bir nevi geleceğimizin aynasıdır aslında.Fatma hanım bunları düşündükçe utancı daha fazla artıyor pişmanlığını ifade edece söz bulamıyordu.Çok geç kalmıştı,hem de fazlasıyla.Geçmişi bir bir geldi gözünün önüne.Buruşmuş göz kapakları kapanmış,yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını düşünmeye koyuldu.
    İstanbul’un köhne bir ilçesinde gecekonduda iki oğlu ve kocasıyla yaşam mücadelesi veren sıradan bir kadındı o.Sıradan bir Anne yani.Onu diğer annelerden ayıran tek farkı ise şimdi ayırt edebiliyordu.Onun pişmanlığı da bu yüzden di zaten.Akşam geç vakte kadar çalışan kocası,büyük oğlu Yavuz,küçük oğlu Fatih.İki oğlundan en çok Fatihi seviyordu.Çünkü o, hasta olduğu için sürekli korunmaya muhtaç bir haldeydi.Ağabeyi Yavuz sağlıklı ve işinde gücündeydi. Fatma hanım yatmakta olan oğlunu baştan aşağı süzdü.Bebeklik hali geldi gözünün önüne.O doğduğunda da çelimsizdi.Hastalığı daha doğduğu yıllarda başlamıştı.Onun hastalığı ile uğraşırlarken Yavuz ilk okula gidiyor gayet sağlıklı bir şekilde devam ediyordu yaşamına.Fatih’le hastanelerde koştururken Yavuz okuldan eve döndüğü zaman genelde anne ve babasını evde bulamıyor onlar gelene kadar dış kapıda bekliyordu ailesini.Çoğu zaman açlıktan ve soğuktan üşüyen minicik ellerini zor çıkan nefesiyle ısıtmaya çalışıyor, aç olan midesine bastırarak başka şeyler düşünmeye çalışıyordu.İleriden anne ve babasını hasta kardeşiyle beraber geldiklerini görünce dünyalar onun oluyordu.Koşarak annesinin sıcaklığını duyabilmek için bacaklarına sarılıyor ve her defasında da sinirli annesinin onu ayağıyla itmesiyle zoraki uzaklaştırılıyordu.Evlerine girer girmez annesi söylenmeye başlıyordu bıkıp usanmadan.
    - Yinemi üstünü başını kirlettin.Sen ne biçim bir insansın anlamadım ki? Biz hasta kardeşinle uğraşıyoruz sen bize yardım edeceğine daha fazla yoruyorsun.
    Yavuz korkudan bir köşeye siniyor açlığını bile annesine söylemeye cesaret edemiyordu.Akmaması için zor tuttuğu gözyaşlarını içine akıtarak annesinin kardeşine şefkatle sarılıp
    - Ne yemek istersin yavrum.Canın ne istiyorsa söyle onu pişireyim.Aslan yavrum benin.İyileşecek ve bize o bakacak.Bizim onu taşıdığımız gibi o da bizi sırtında taşıyacak diyerek yanağına sıcacık bir öpücük kondurmasını seyrederdi çoğu zaman.Kardeşini o da çok seviyordu ama anne ve babası sanki kardeşinin hastalığının intikamını ondan alıyormuş casına kötü davranmalarına bir anlam veremiyor,kardeşine her yaklaştığında annesinin hışımla parmağını ona doğru sallayarak
    - Sakına çocuğu ağlatma yoksa seni pişman ederim.
    Sözlerinden sonra içten içe kardeşine de kızıyordu.
    Annesi yemek hazırlarken oda kırık dökük bir oyuncak arabayla oynamaya başladı.Çocuk aklı en ufacık bir şeyle avunuyor,en ufacık bir şey onu mutlu edebiliyordu.Babası da televizyonda haberleri dinlemeye koyulmuştu.Kardeşi yattığı yerden ona bakıp arabasını istedi.Yavuz:
    - Olmaz o benim arabam.
    - Ver dedim arabayı bak anneme söylerim.
Devamı Pazartesi