İnsan bir kuş misali uçuyor, kaçıyor, geziyor, dolaşıyor ama, bir noktaya gelince hayat duruyor. Ömür hitam buluyor. Aramızdan birer birer gideni görüyoruz ama ölümden ibret aldığımız söylenemez. “Hayat devam ediyor” diyor, hayata yine dört elle sarılıyoruz.
Aslında yaşamımız Peygamber Efendimizin buyruğu gibi olmalı: “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi Ahiret için çalışmak” lazım. Dünya, Ahiret dengesini birlikte götürenler kazançlı çıkacaktır. Dengelerden birini bozan kaybeder.
İsmail Doğan Beyle tanışmamız nasıl başladı?
Yurt-yuva ziyaretlerinde başladı. Yozgat çocuk yuvasının eski halini bilen bilir, bir hayli hayıflanırdık. İsmail Beyin dönemindeki yuvayı gezince inanın beş yıldızlı otel gibi bulmuştum ve o günkü yazımda da bu tabiri kullanmıştım. “Beş yıldızlı otel gibi bir yuva!”
Çocuk yuvası ve yetiştirme yurdundaki bu ciddi değişimi görünce, bu değişime öncülük eden arkadaşlarımızı da tanımak istedik. Hem yuva yöneticileri, hem de yurt yöneticileri ile tanışıp hasbihal etmiş, çalışmalarına da teşekkür etmiştik.
Bu ilgimiz devam ederken rehabilitasyon müdürü Fikret Bey bir dernek kuralım, sen de bize başkanlık et, dedi. İsmail Doğan bey de bizi Sosyal Hizmetler Koordinasyon Toplantıları üyeliğine yazınca bu aile ile yakinen ilgilenmeye başladık.
Çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, rehabilitasyon merkezi, toplum merkezi, huzur evi, sevgi evleri derken bu alanda atılan ciddi adımlara tanıklık etmeye başladık. İsmail Doğan bey de bu ailenin içerisinde gönüllü çalışan bir neferdi. Memurluk, müdür yardımcılığı, sorumluluk derken Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne vekalet etmeye başlamıştı.
Yakinen tanıdığım, değer verdiğim, çalışmasına hayran kaldığım güzel bir dosttu. Özellikle sayıları (sanıyorum ki) iki bine yaklaşan özürlüye, bakım hizmeti maaşının bağlanması onun döneminde gerçekleşmişti.
Sosyal Hizmetlerde çok ciddi gelişmeler yaşandı. İsmail Doğan bey ve ekibi bu konularda gece-gündüz kavramına takılmadan hizmet veren gönüllü neferlerdi. Hem kendisini hem de ekibini defalarca kutlamış, başarılarını da alkışlamıştık.
Sosyal Hizmetler bir ekip işi olmasına rağmen, ekibin başı da çok önemliydi, Ekip başı olarak görev yapan İsmail Doğan bey takdir ettiğim, değer verdiğim, başarılarına övgü yazdığım ender insanlardan, ender yöneticilerden birisidir.
Onun başarılı yöneticiliği neticesi bir çok arkadaşımız gibi ben de sosyal hizmetlerin bir neferi olmuş ve o ailenin bir ferdi olarak görev yapmıştık. Sosyal hizmetlerin her toplantısına katılmayı kendime asli bir görev kabul ederdim. Yuvayı-yurdu-rehabilitasyonu-huzur evini bana o güzel insan sevdirmişti.
İsmail Doğan denince ben bu güzellikleri hatırlayacağım. Huzur evinin huzur dolu yöneticisini, Sevgi Evleri'nin sevgi yüklü müdürünü ve bize kucak açıp bu kurumu sevdiren değerli yöneticileri hatırlayacağız.
Çarşamba günü işime geldiğimde bir dost vasıtasıyla bu güzel insanın vefat ettiğini, kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldığını öğrendim. Nasıl üzüldüğümü anlatamam. Kardeşimi, babamı, en yakın dostumu kaybetmiş gibi acısı içime ok gibi girdi, alev yumağı gibi bütün bedenimi sarıverdi.
Sözün bittiği yere geliyorsunuz. Ecel gelip bir dostunuzu alıyor, sessiz sedasız ayırıveriyor. Takdiri ilahi, yüce buyruk, yaratanın takdiri diyor susuyorsunuz.
Size yuvasını açan, gönlünü açan, kurumlarını sıcacık bir yuvaya dönüştüren bir dostunuzu kaybetmişsiniz, üzülmez misiniz? Ruhu şad olsun, mekanı Cennet!..
İsmail Doğan beyefendiyle ilgili düşüncelerim hep müspet olmuştur. Çalışkan, yiğit bir Yozgatlıya müdürlük yakışmaz mıydı? İşte bu da bizim siyasilerin ayıbı! Bu ayıba söylenecek sözümüz çok ama, şimdi yeri ve sırası değil. O makamlar kendilerine kalacak zannediyorlar ama vallahi yanılıyorlar. O makamlar kimseye baki kalmadı, size de baki kalmayacak.
Güzel insan, güzel dost sessiz sedasız bi Allahısmarladık, hakkınızı helal edin demeden, vedalaşmadan aramızdan ayrıldın gittin ama biz sana haklarımızı helal ediyoruz, var-git huzur içinde rahat uyu!... Mekanın da Cennet olsun!
Sen çok garibi, yoksulu, çaresizi sevindirdin, sen çok aileye huzur getirdin. Kimsesiz çocukların, öksüzlerin, yetimlerin garibanların babası oldun. Biliyorum, çok da yıpranmıştın, bıkmış usanmış, sitem eder hale gelmiştin ama o garibanların hatırına inatla, sevgiyle, azimle çalıştın başardın.
Var git daha fazla ağlatma bizi; üzdüğün yeter, kabrin Cennet bahçesinden bir bahçeye dönüşsün. O yetimlerin, gariplerin, kimsesiz çocukların duası sana yeter! Bir selam vermeden gittin ama biz sana hep selam yollayacağız!
Seni unutmayacağımızın sözünü veriyorum, tüm hemşehrilerimizin huzurunda. Dualarımızda seni anacağız, Rabbim "Kandım" diyene kadar sana rahmet etsin... Mekanın Cennet olsun! Rahat uyu güzel dost... Ruhuna Fatihalar!