Geçtiğimiz günlerde oldukça zengin ve itibarlı bir beyefendinin ticarethanelerine bir yenisi eklemesi dolayısıyla vermiş olduğu açılış organizasyonunda konuktuk. Konukları arasında tanınmış işadamları, akademik kariyerli şahsiyetler, yerel siyasetçiler, itibarlı meslek grupları gibi seçkin misafirleri ile yanında çalışan farklı eğitimlerle donanımlı personelleri ve aileleri de vardı. İkramların ardı arkası kesilmiyor, lezzetli ve emek verilmiş gündemdeki yemeklerden bol miktarda vardı. Beyefendinin personelleri arasında davete eşiyle iştirak etmiş bir hemşehrimiz kilolu vücudunun istihap haddince ikramlardan tadıyor ve Allah bereket versin diye de nezih ve temiz kalplilikle asaletini gösteriyordu
Elbetteki kalburüstü ekibin gündeminde siyaset, ekonomik şartlar ve uluslarası rekabet gibi konular konuşuluyordu. Bizler onları sessizce dinliyor ve haddimiz koşullarında iştirak ediyorduk. Ankara’da ve İstanbul’da şirketleri olan Akademik kariyerli bir işadamı bizlere “Yahu siz nasıl gençsiniz yiyinsene şunlardan” diyerek meyveli pastaları gösterdi. Eşi de aynı şeyi söyledi. Saatlerce karbonhidrat ağırlıklı beslenen ve tıkanan, güleryüzlü, hoş sohbet ve temiz yürekli hemşehrimiz günün gafını yapacağını hiç bilmeden orijinal şivemizle herkesi kahkahaya boğdu ve ”Allah bereket versin çoh yidik, pahlavu getirseniz yemem aminim” dedi.
Allah’tan memleketimizde genelde cümle içerisinde virgül yerine kullandığımız slogan küfürlerimiz ağız farklılığı nedeniyle anlaşılmadı ama her Yozgatlının başına mutlaka gelmiş böyle olayların daha az olması dileğiyle saygılar sunarım.
VATAN VE MİLLET SEVGİSİ
Bir canlı için en büyük nimet özgürlüktür. Kafesteki bir kuşun ormana salıverildiği gibi. Milletlerde öyledir. Başka milletlerin hegomonyasına girmemek, geleceğini kendileri belirlemek, milli ve manevi duygularını özgür yaşamak için vatan dedikleri bir toprak parçası üzerinde özgür yaşamak isterler.
Biz Türk Milleti var olduk olalı özgür yaşamış, başka milletlerin egemenliğine girmemişizdir. Adalet ve geleneklerimize bağlı, başkalarının hak ve özgürlüklerine saygılı, doğaya, nimetlere, canlılara merhametli bir millet olarak kutsal bildiğimiz ve vatan diye adlandırdığımız topraklar üzerinde yaşamışızdır. En zor günlerimizde milletimizin mutluluğu ve özgürlüğü uğruna genci, ihtiyarı, kadını, erkeği, hastası, sakatı birlik olup en yoksul günlerimizde dahi vatanımızı canımız pahasına savunmuş, mazlum milletlere örnek olmuşuzdur. Hiçbir milletin siyasi, ekonomik, sosyal vs. sıkıntılarını fırsat bilerek yurtlarına göz dikmemiş, ülke imkanları dahilinde yardımcı olmuşuzdur.
Ama Osmanlı İmparatorluğunun hasta adam diye nitelendirildiği güç dönemlerinde bizimle uzaktan yakından alakası olmayan ülkelerin fırsatçı ve asalak milletleri vatanımıza dört bir yandan saldırmış, yurt topraklarımıza göz dikmişlerdir. Vatan kelimesinin namus, gelecek, millet, onur, değer olarak algılandığı bir milletin Kurtuluş Savaşı karşısında bütün dünya bir olup saldırsa bile tutunamayacakları en açık bir şekilde görülmüştür.
İşte adaletsiz ve fırsatçı milletlerin tarihlerinde bu gibi onursuz saldırılar olmasına rağmen insan hakları, evrensel değerler, dünya barışı, milletlerin kardeşliği gibi söylemleri olması tutarlılık ve güven teşkil etmemektedir.
Ama şu da bilinen bir gerçektir ki; Türk Milleti var oldukça Vatanı, milleti ve değerleri ile özgür yaşayacak, Dünya üzerinde adalet, fazilet, onur ve törelerine bağlılık örneği olarak kalacaktır.