Günümüz şartlarında en çok düşülen durum sanırım işsiz kalmak. Artık çocukların doğar doğmaz üzerine yüklenen bir olaydır. Tıpkı yeni yaşına giren bir bebeğe babasının” Aslan oğlum benim, gözleri fal taşı gibi işsiz kalır mı bu yahu, doktor olur, hâkim olur maşallah ”dediği gibi. Ardından ise okullar, dersler, dershaneler devam eder gider. Fakat ne fayda, ne olursan ol, hemen hemen ne okursan oku, tıpkı 60’lı yıllardan 80’li yıllara kadar ülkemizde görülen şeker, tüp kuyruğu gibi şu aralar yoğun bir şekilde iş başvuru kuyrukları görülüyor. En sonuncusunu da Et Balık Kurumu müracaatlarında gördük değimli? Canlı canlı da şahit olduk, kimine göre haksızlığa kimine göre kanuna… Bu konu farklı boyutlarda farklı yerlere çekilebilir ama benim bugün anlatmak istediğim şey daha içten bir duygu, buna işsiz kalan bir insanın feryadı ya da hissiyatı diyebiliriz.
    15 yıl aralıksız çalıştıktan sonra insanın başına gelince, kesinlikle ağır etkileri oluyor. hep söylendiği gibi ilk günler çok kötü geçmez. Tatil havasında, yıllardır yapılamayan şeyler yapılmaya çalışılır.
    Fakat dönem uzadıkça, sonuçları dalga dalga insanın üzerine geliyor. Yaşınız da biraz büyükse insanın ruhsal durumu normalden çok daha fazla yıpranıyor. Ama kişinin karakterini şekillendirici bir deneyim olduğu kuşkusuz. Statü ve sabit gelir sahibiyken bir anda "hiç" olmanın yarattığı travma; 3–4 üniversite diploması, 10–15 seminer belgesi ya da 6–7 master'a bedel. Abartmıyorum kesinlikle çok eğitici.
    Eğer işsiz kalmışsanız, her ay sonu bankaya yatan para artık yatmıyorsa, üstüne üstlük evli ve çocuklu iseniz, artık hamlıktan pişmişliğe ulaşma yolunda en büyük adım atılmış demektir. Bundan sonra iş hayatında, sizi daha önce etkileyen ya da sinirlendiren unsurlara bağışıklık kazanıyorsunuz.
    Egoist patronlar, ispiyoncu iş arkadaşları, boş beyinli sekreterler, kompleks sahibi, kifayetsiz muhteris meslektaşlar, gözünüzde bir şeylerin üstünde uçuşan kara sineklerden farksız hale geliyor.
    Umudunu kaybetme der herkes, ama işsizlik ayları bulmuşsa ve tek bir fırsat dahi bulunamamışsa insan, umutsuzluğa kapılmamak mümkün mü? Umudunu yitirme diyenler sanki küfür etmiş gibi gelir insana. Yine de bu çok klasik söylem aslında en doğrusudur ve bu kötü süreçte insanı ayakta tutacak tek daldır.
    Bu durumu yaşamış biri olarak, umudu yitirmeden aramaya devam etmenin insanı ayakta tuttuğunu söyleyebilirim.
    Kişi kaçınılmaz bir şekilde kabuğuna çekiliyor. Hiç olmazsa bu inziva döneminde sonradan artı değer olacak bir faaliyette bulunmak ileride çok yararlı olur. O moral bozukluğunda insan hiçbir şey yapmak istemiyor ama eninde sonunda bir iş bulunuyor. Kişi sonradan "keşke o boş günlerde şunu da yapsaydım" mutlaka diyor.
    İşsiz kalmayı özetleyecek olursak,
    “ Sabahları erken kalkmak için her gün yeni nedenler aramaktır işsiz kalmak.
Asılı kalmak o zamanda ya da zamanın durmasıdır.
Sırf evde oturmamak için saatlerce, tek başına sokak sokak gezmektir.
    Çokça alışveriş yapmak ve çokça düşünmektir.
    İş ilanlarını umutla ve inatla okumayı iş edinmektir kendine.
    İşten çıkacakların yolunu beklemektir...
    Herkesi çok önemli işler yaparken düşünüp önemsemek kendi önemini unutmaktır.
En çok da yalnızlıktır...
Anlatılamayan cinsten bir yorgunlukla beraber...kendini ifade eden şeyleri yapamamak, eylemsizlik halidir işsizlik.
    Ve elbette zamanı uzadıkça bu durumun parasal olarak kaygılanmaktır.
    İşsizlik.gitgide kendine inancının sınanmasıdır.
İşin yerine başka meşguliyetler arama sevdasıdır.
Ve akla gelmemiş olandır işsizlik, biraz ölüme benzer.
    Bilirsiniz varlığını, başa gelebilme ihtimalini ama hiç hazır olamazsınız geldiğinde.
    Belki kendinizi gördünüz bu yazıda, belki eşinizi-dostunuzu belki de bu duruma düşürdüklerinizi ama hiç fark etmez.
    İşsiz kalmak bizim kaderimiz olmuş…
    Kalın sağlıcakla.