Taşkın, yaptığı yazılı açıklamada, memur ve memur emeklilerine yapılan maaş artışlarının kümülatif olarak enflasyonun üzerinde görünmesine rağmen, TÜİK'in enflasyon hesaplamalarının ücretlerin ve hayat pahalılığının gerisinde kaldığını, bunun da alım gücünün düşmesine ve yoksullaşmanın derinleşmesine neden olduğunu ileri sürdü.
Toplu sözleşme görüşmelerinde yetkili sendikadan beklenen kazanımların elde edilemediğini öne süren Taşkın, memur ve memur emeklilerinin ekonomik kayıplarından iktidar kadar, bu süreçte resmi olarak temsil yetkisini elinde bulunduran yetkili sendikaların da sorumlu olduğunu iddia etti.
TÜİK'in haziran ayı enflasyonunu aylık yüzde 0,99, yıllık yüzde 32,11 olarak açıkladığını hatırlatan Taşkın, İstanbul Ticaret Odasının (İTO) aylık enflasyonu yüzde 1,14, Enflasyon Araştırma Grubunun (ENAG) ise haziran ayı enflasyonunu yüzde 1,94, yıllık enflasyonu yüzde 51,49 olarak açıkladığını belirtti.
Açıklanan verilerin ekonomik göstergelere ilişkin farklı bir tablo ortaya koyduğunu savunan Taşkın, iktisatçıların ise bu artışın çarşı ve pazardaki gerçek fiyat artışlarının gerisinde kaldığını, kamu çalışanları ile emeklilerin hızla yoksullaştığını dile getirdiğini ifade etti.
Taşkın, hem enflasyonun etkisinin hem de yetkili sendikanın toplu sözleşme masasındaki tavrının memur ve memur emeklilerinin kaybına neden olduğunu öne sürerek, "Çalışan kesimin üstüne basarak ifade ettiği gibi yetkili sendika olmasaydı memur ve memur emeklileri daha fazla maaş artışı alabilecekti" değerlendirmesinde bulundu.
Siyasallaşan sendikaların kamu çalışanlarının haklarını korumakta yetersiz kaldığını savunan Taşkın, üretimden gelen gücünü kullanamayan, memurların yoksulluk sınırının altında maaş almasına neden olan ve en düşük memur emeklisinin asgari ücretin altında kalan maaşlarına sessiz kaldığını iddia ettiği sendikal anlayışı eleştirdi.
Yetkili sendikaların sahadan kopuk ve içe kapanık olduğunu ileri süren Taşkın, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığının memur ve memur emeklilerinin barınma, gıda, ulaşım, elektrik, su, doğal gaz ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırdığını, mevcut gelirlerle temel ihtiyaçların karşılanamadığını savundu.
Toplu sözleşme masasında imzalanan yüzdelik artışların hayat pahalılığı karşısında eridiğini öne süren Taşkın, bunun memur ve emeklilerin alım gücünü düşürdüğünü, yetkili sendikaların ise hükümet karşısında yeterli muhalefeti gösteremediğini ve hükümetin ortaya koyduğu tabloyu kabul ettiğini iddia etti.
Yetkili sendikaların yıl boyunca sahadan uzak kaldığını, yalnızca üye sayımlarının yapıldığı 15 Mayıs döneminde görünür olduğunu ileri süren Taşkın, sendikal özgürlüğü sınırlayan uygulamaların bağımsız sendikaların faaliyetlerini de olumsuz etkilediğini savundu.
Memur ve memur emeklilerinin ücretlerinin korunmasını sağlayacak yöntemler üzerinde durulması gerektiğini belirten Taşkın, grev hakkı bulunmayan toplu sözleşme düzeninde sendikal hakların genişletilmesi gerektiğini ifade etti.
Taşkın, vergide adaletin sağlanması, dar ve sabit gelirli memur ile memur emeklilerinin ücretlerinin korunması ve enflasyon farkının her ay maaşlara yansıtılmasını sağlayacak eşel mobil sistemine dönülmesi yönünde çalışma yapılmasını önerdi.




