İsminin başına Sayın veya bayan koymuyorum. Sadece Nazlıcan yazıyorum. Doğduğunda, Tuncay’ı ilk kutlayanlardanım. İki, üç yaş hallerini de sizler Ankara’dan gitmeden önce de bilenlerdenim. Babanın babasını, annenin babasını da çok iyi tanırım. Dayın Levent de arkadaşımdır.
Babanın yüzüne bakmaya ben can-ı yürekten gönüllüyüm. Nazlıcan senin baban suçlu! Neden mi? Bak yazıyım da iyicene oku…
-Atatürkçü, Kemalist,
-Yurtsever,
-Önce Vatan der,
-Bolca kitap yazıp, toplumu aydınlatır,
-Aydındır,
-Yunus Emrecidir. “yaratılmışı severim, yaratandan ötürü” der
-Hümanisttir,
-Paylaşımcıdır,
-Eğilmez, bükülmez,
-Boyun eğmez,
-Haklının yanında, haksızın karşısındadır.
-Oldukça dürüsttür, boğazından haram lokma geçmemiştir,
-Arkadaş canlısı, iyi bir dosttur.
-Kalleşliğe, hırsızlığa, arsıza karşı durur,
-Doğru olan doğrudan taviz vermez,
-Halkın içinde, halkı için yaşar,
Anlayacağın Nazlıcan, senin baban adam gibi adamdır. Bu kadar suça bulanmış! Tuncay Özkan’ın yüzüne bakacak kişiyi az bulursun veya hiç bulamazsın…
Ah Nazlıcan bir gün kader sana da güler. Bu yazımı Fuzuli’nin bir sözüyle noktalıyorum:”Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok.” Hadi son bir cümle daha: yazacak, konuşacak çok şey var, yazacak, konuşacak hiçbir şey yok..! vah Türkiye’m vah, ah Türkiye’m ah…