Makale ve Yorum: Halide Halid  Araştırmacı-yazar, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Nizami adına Edebiyyat İnstitüsünde ilmi görevli.
(“Haydarbabaya Selam” Manzumesi Temelinden)
Üstadın eserlerini, özellikle de Azerbaycan Türkçesinde kaleme aldıklarını izledikçe, Türklüğe ve Türkçülüğe bağlı olduğuna şahit olmaktayız.  Şehriyar Farsça yazmağa başladı. Fakat daha çocuk iken bedaheten diline getirdiği ilk mısraları ise Türkçe olmuştu:
 Rugiyye bacı, / Başımın tacı,
  Eti at ite,  / Mene ver kete.
Güney Azerbaycan’a gelip, öz soydaşları ile görüşmek arzusunda olan Şehriyar, Türk edebiyatı ve tarihi ile tanıştıktan sonra Türkiye de onun için kutsal ve kudretli bir memleket olmuştur. Yalnız hayallerinde Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin misafiri oluyordu şair. İşte bu hayallere dalarak meşhur “Türkiye’ye Hayali Sefer” şiirini kaleme aldı. Arzuladıklarını satırlara aktardı.
 Gurbet ehsas elemem men burada,
 Sanki doğma diyarımdı menim
 Nerede vardı garındaşlarımız,
Ana yurdumdu, hasarımdı menim.
Şu mısraları okuyan herkes Şehriyar’ın sanki defalarca Türkiye’de bulunduğunu zanneder.
Şehriyar Türkçenin güzelliğine, sanat dili eminliğini bir daha “Türk Dili” şiirinde bildirmektedir:
Türkün dili tek sevgili, istekli dil olmaz,
Özge dile katsan, bu dil asil olmaz.
Öz şeirini farsa, araba katmasa şair,
Şeiri eşidenler, okuyanlar kesil olmaz.
Üstadın Türkçeye olan sevgisini, görkemli Türkolog Profesör Tofik Hacıyev, “Şehriyar’ın Söz Sanatı” başlıklı makalesinde şöyle tasvir etmektedir:
 “… Üstat “Türk’ün dili tek sevgili, ehsaslı dil olmaz” diyerek, Türkçemizin yüksek sanat dili olduğunu onaylamaktadır. Aynı zamanda şöyle bir beklenmedik gerçeği dile getirmektedir:
  Türki bir çeşme ise men onu
derya eledim,
  Bir soyug merekeni
mehceri-kübra eledim”
Şehriyar, kendisini “el meseli”, “ebediyet gülü” olarak isimlendirerek dahiyane uzak görenlikle kendi edebi kaderini belirleyebilmiş ve halkının istek ve arzularının “söyler dili”ne dönüşmüştür.
Şehriyar milletini seven, Türkçü bir şairdi. “İran poeziya bahadırlarının söz hazinesiyle hayat bulan, Azerbaycan Türk tefekkürü ve şiirinin ruhu ile kemale eren “Fars edebiyat dağlarının son zirvesi ve Türk edebiyatının ulu şairi” doktor Muhammed Hüseyn Şimşek gibi değerlendirilen Şehriyarımız, bu günün ve geleceğin nesil-nesil okurları ve edebiyat çevresi için hiçbir zaman eskimeyecek zengin bir miras bırakıp gitmiştir.
“Türk Kültürü” dergisinin Eylül 1969 yılı sayısında Osman F. Sertkaya, ““Haydarbabaya Selam” Şiirinin Türkiye’deki Yankısı” başlıklı makalesinde Şehriyarla ilgili şunları kaydetmektedir:
“… Çağdaş Azeri şiirinin en büyük üstadı, aynı zamanda yalnız Azerbaycan’ın değil, yaşayan Türk şairlerinin en büyüklerinden biri olan Şehriyar, “Haydarbabaya Selam” şiiri ile Azerbaycan, Türkistan, Kerkük, Türkiye’de, özetle Türk dünyasının tamamında kendisinden sevgi ve saygıyla bahsedilen bir şahıs olmuştur.” Şehriyar Azerbaycan ve Türkiye’ye hasretti. Bu hasretle de sevdiği milletini gözü yaşlı bırakıp dünyasını değiştirdi.
Muhammedhüseyin Şehriyar’ın Vatan aşkı, Vatan sevgisi, kendisinin milli ve manevi değerlerine dayanarak, şirin Tebriz lehçesinde kaleme aldığı “Haydarbabaya Selam” manzumesinde parlak ifadesini bulmuştur.
Heyderbaba, geyret ganın gaynarken,
Garanguşlar senden gopub gaklarken
O sıldırım daşlar ile oynarken,
Govzan, menim himmetimi orda gör,
Ordan eyil, gametimi darda gör.
( Devam edecek)