Herhangi bir insanın ağlaması tamam da bir erkeğin ağlaması oldum olası dokunmuştur bana.
Gülmek kadar ağlamak da insanın doğasında olan bir şey.
Ama bazı insanlar vardır ki göz yaşlarını yüreğine saklar.
İçine akıtır göz yaşlarını.
Kimi insan da gülerken ağlar, dışarıdan bakan göremez göz yaşlarını.
Babamı zaman zaman babaannem aklına geldiğinde ağlarken görürüm.
İnsan kaç yaşında olursa olsun anneye olan düşkünlüğünü, hasretini, bağını koparamıyor.
Anneye dair özlem duyguları göz yaşlarına ağır geliyor, kim olursa olsun gücü yetmiyor kalbinden gelen sese.
Hükmün geçersiz sayıldığı anları yaşıyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da…
Annesi Tenzile Erdoğan’ın vefatı her insan gibi bizi de üzdü.
Tenzile Hanım görünüşte mutaassıp, çevresi tarafından mütevazı kişiliği ile tanınan tam bir Anadolu kadınıydı.
Allah rahmet eylesin…
Vefatı bizleri üzdü üzmesine ama şüphesiz ona anne diyen, elini hasretle öpen, kokusunu içine cennet bahçeleri misali çeken oğlu Recep Tayyip Erdoğan’ı daha da üzdü.
Yüreğine bir kor olup düştü anne hasreti Tenzile Hanım’ın vefatı ile.
Cumartesi günkü cenaze töreninde Başbakan Erdoğan’ın gözlerinden süzülen yaşlar yüreğinde yaşadığı anne hasretini haykırıyordu.
O ne kadar da bu ülkenin başbakanı olursa olsun bir evlat annesinin gözünde.
O evlat cenaze töreninde bir başbakan gibi duramadı bu kez.
Hükmedemedi bulunduğu mevkii…
Yetmedi başbakanlığı kudreti kalbindeki anne sevgisine.
Ağlama diyemedi göz yaşlarına.
Ve cenaze de helallik istenirken dayanamadı kalbi daha fazla göz yaşlarını koyu verdi.
Liderler de olsa, erkek de olsa, kadın da olsa insan kalbindeki merhametin bitmeyen kaynağı anne sevgisi.
Başbakan Erdoğan’ın ağlarken çekilmiş fotoğrafına bakmak benim için zor oldu.
Yaşadıklarını tarif edemem elbette ama ağlayan gözlerine hükmedemeyen başbakanın bu günden sonra anne hasretiyle yükle bir kalbe sahip evlat olduğunu çok iyi biliyorum.
Mekanın cennet olsun Tenzile Hanım…
TIKIŞ TIKIŞ YOZGAT!
Yaz yoğunluğunu geride bıraktık bırakmasına ama hala memleket tıkış tıkış.
Özellikle araç yoğunluğu bazen insana illlah dedirtiyor.
Şehir merkezinde mahalle arasında dahi tek aracın geçmesi mümkün olmuyor çoğu zaman.
Vatandaş da kendine göre haklı gerekçeleri var elbette.
Ama tıkış tıkış bu düzen Yozgat’ın kaderi olmamalı.
Bu şehir bir yerinden hava alacak konuma getirilmeli.
En son yapılan açıklamalarda Yozgat’taki kurumların şehrin değişik bölgelerine dağıtılarak yerleşim yerlerinin dört bir taraftan gelişimin yolunun açılacağı bildirilmişti.
Mesela merkezdeki valilik binası…
Vali konağı…
Belediye sarayı…
Bayındırlık binası…
Bildiğim kadarıyla bu binalar için yeni yerler düşünülüyor.
Belediye Terminalini de taşıdık mı içinde bulunduğumuz tıkış tıkış düzenden kurtulmuş olacağız.
Biliyorum bu saydıklarımız hemen olacak şeyler değil.
Lise Caddesi’nin tek olma özelliğini yıkacağımız güne daha çok var.
Yozgat araç yoğunluğu nedeni ile bazen öyle sıkıcı bir hal alıyor ki insanın avazı çıktığı kadar bağırası geliyor.
O da çözüm değil maalesef.
Madem kader değil böyle bir şehirde yaşamak değişeceği günü sabırsızlıktan başka beklemekten başka çare yok.
Biz göremesek de çocuklarımız görse ona da razıyım.