Kur'an-ı Kerim, müslümanlar arasında yaşayan bir kitaptır. Mü'minler, her zaman onunla haşır-neşir olurlar. Okurlar, ezberlerler, manasını anlamaya çalışırlar. O'nunla ibadet edelrer, O'nun emriyle ve yasaklarıyla hayatlarını sürdürürler.
Kur'an-ı Kerim bu canlılığı ile insanların kafalarına ve gönüllerine güçlü bir şekilde yerleşmiş, birbirlerine düşman çeşitli milletlerden, ırklardan, renklerden, dinlerden, dillerden oluşan ahenli toplum meydana getirmiştir. O'nun gelişi ile çöl insanından medeni bir toplum ortaya çıkmış ve tarihin akışını değiştirmiştir.
Felsefecilerin, nazariyetleriyle ahlakçıların çeşitli tecrübeler bir kaç milyon insanı bile ahenli bir araya getirememiş onları bir gaye etrafında toplayamamış, adalet, huruzur ve mutluluk namına insanlığa pek fazla bir şevk verememiştir.
Kur'an-ı Kerim işte bu büyük işi başarmıştır. Asırlardır, milyonlarca insan, o'nun cazibe ve aydınlığı ile yollarını bulmuşlardır. O'nun sayesinde cemiyetleşen insanlar, bir birlerine sevgi ve saygı duymayı öğrenmişlerdir.
İslam dini, Kur'an-ın aydınlık yolunda doğduğunda, o zamanlar bilinen dünyanın hemen yarısına hakim oldu. İslamdan önce o topraklarda Yahudiler ve Hiristiyanlar vardı. Mensupları oldukça güç ve servet sahibiydiler. Fakat yaşadıkları toplumlarda Kur'an-ın yaptığı inkilabı yapamadılar. Onlar, çevrelerinde ne ictima, ne dini nede ahlaki bir değişikliği gerçekleştiremediler.
Kur'an-ı Kerim'in müslümanların hayatında ki canlılığı o derece belirgindir ki, hiç bir kutsal kitaba nasip olmayan biçimde bu gün islam ülkelerinde o'nu ezberlemekle uğraşan milyonlarca insan vardır.
Her müslümanın ondan bir kaç ayet ezberlemesi, en mükaddes görevidir. O'nun sesi, edeple dinleyenleri mest eder. Maneviyatın nurlu ufuklarına yükseltir. Ahenk ve icazına gönüller hayran olur. O ufukların ötesinden, göklerin derinliklerinden ve her şeyin üstünden gelen ve daima üstün kalan ve kalacak olan ilahi bir sestir.
Hafızlar, onun kıraatıyla, edebiyatçılar yüksek beyan sanatı ile, hattatlar yazmak ve güzel eserleri meydana getirmekle irab ve kelimeleri ile, müfessirler, sözleri ve manaları ile; fıkıhçılar, O'nda insan hayatı için gerekli dini hükümleri çıkarmakla, hukukçular ondan haram, helal ceza hüküklerini açıklamakla, tarihçiler, tarihi kıssalarıyla, vaizler, ibret verici misalleri ve öğütleri ile, ahlakçılar, ahlak ve fazilet kuralları ile uğraşmışlardır.
Her ilim dalı, o bitmez tükenmez ilahi kaynaktan kendi dalında yararlanmış ve insanlığa hizmet sunmuştur. Bu ilim dallarında Kur'andan kaynaklanan eserler meydana getirmişlerdir. İnsanlık alemine, faziletli ve nurlu servetler bırakmışlardır.
Kur'an-ı Kerim, her asırda her gün müslümanların elinden düşmeyen tek kitaptır. Ramazan ayının okunan mukabeleleri ve her zaman okura gelen hatimler, bu gerçeğin görünen en belirgin örnekleridir. Şüphesiz müslümanlar Kur'anla bu derece iç içe, kucak kucağa olmaları Yüce Allah'ın ve Peygamberimizin (S.A.V.)'in teşviklerine borçludur.
Kur'an-ı Kerim'in ilk emri “Oku”dur. Her müslüman anne ve baba çocuğuna ilim öğretmekle görevlidir. Şu günlerde okullar tatil olmuş çocuklarımız tatile girmişlerdir. Bu tatilde de yaz kursları camilerde ve Kur'an Kurslarında başlamıştır. Çocuk beyinleri öğrenmeye en yakın beyinlerdir. Çocuklarımızı camilere ve Kur'an Kurslarına göndererek Kur'an öğrenmelerini sağlayalım, belki de bu kurslarda öğrendikleriyle kalacak buna bir daha imkan fırsat bulamayacaktır. Arkamızdan bir Fatiha okuyacak nesiller bırakmalıyız. Bu kurslarda dini, milli, vatan millet sevgisi, bayrak sevgisi anlatılmakta, çocuklarımıza birlik beraberlik, büyükyere saygı, küçüklere sevgi öğretilmektedir.Çocuklarımızın bir elinde Kur'an, bir elinde bilgisayar olmalıdır.
Hiristiyanlar yeni doğan çocuklarını alıp hemen Papazlarına götürerek kilisede vaftiz yaptırarak çocuklarına hemen kilise havasını teneffüs ettirmektedirler. Biz Kur'an öğrenmelerini küçükken sağlayamazsak büyüyünce birileri başka şeyleri öğrenmesini sağlayacaklardır. Kurslara gitmekle uzunca olan tatilde çocuklar kitaptan öğrenmeden geri kalmayacaklardır.
Yüce Peygamberimizin (S.A.V) Kur'anın faziletlerini belirten şu sözlerini can kulağı ile dinleyelim.
“Sinesinde (kalbinde) Kur'andan ayetler taşımayan bir vucut harap olmuş bir eve benzer”
“Sizin hayırlınız Kur'an-ı öğrenen ve öğreteninizdir”
“Her harfin hakkını vererek Kur'an okumakta mahir olan ve onunla emel eden meleklerle birdir. Güçlükle Kur'an okuyana iki sevap vardır. Hem Kur'an okuma sevabı, hem de o uğurda çekilen güçlüğün sevabı”
“Ümmetimin nafile ibadetlerinin efdali, Kur'an okumaktır”
“Her kim Kur'andan bir harf okursa onun için bir mükafat vardır. Her mükafat on misli artar. Dikkat edin, bir harf demiyorum, lakin bunlar ayrı ayrı harflerdir”
“Her kim usülüne uygun olarak Kur'an okur ve ondaki hükümlerle amel ederse, kıyamet gününde onun baba ve annesine saadet tacı giydirilir.
O tacın aydınlığı, güneşin aydınlığından daha parlak ve güzeldir. Bizzat onunla amel edenin derecesini buna kıyas ediniz”
“Kur'an okuyunuz, zira Kur'an okuyanlara kıyamet gününde şefaatçı olarak gelir”
“Allah'ın evlerinden bir evde (cami ve mescitlerde) Allah'ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için bir araya gelen topluluk üzerine huzur iner, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır ve Allah'u Teala, onları kendi katındakilerle birlikte anar”
Yazımızı Yüce Mevlamızın şu kelamıyla son verelim.
“Biz Kur'andan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. (Kur'an) zalimlerin de (inkarlarından dolayı) ancak ziyanını artırır. (İsra Suresi 82. Ayet)