Çevre kirliliği, hızlı nüfus artışı, küresel ısınma ve iklim değişimi, doğal bitki örtüsünün bozulması, toprak kaynaklarının plansız kullanımı, temiz ve içme suyu kaynaklarının azalması, ozon tabakasının delinmesi, canlı çeşitlerinin ve su ürünlerinin azalması sorunu gibi birçok çevresel sorunlar dünyamızı ve içinde yaşadığımız kentleri tehdit etmektedir. Çevre sorunlarının en belirgin özelliklerinden biri, bu sorunların önce yerelde yani olayın duyulduğu, görüldüğü ve ilk kez etkilenildiği yöreye özgü bir olay olmasıdır. Bir diğer özellik de, çevre sorunlarının getirdiği çevre kirliliğinin kontrolünde, çevrenin korunmasında ve yönetilmesinde yerel düzeyde daha kolay ve daha anlamlı olarak mücadele gerçekleşmesidir. Özellikle kentlerin karşı karşıya kaldığı imarsız yapılaşma, tarihsel dokuyu koruma, hava kirliliği, içilebilir ve kullanılabilir temiz sular, kent kaynaklı hava kirliliği, gıda maddelerinin üretilmesinde ve tüketiciye sunumundaki hijyen sorunu, katı atıkların toplanması ve yok edilmesi, çevre ve insan sağlığını koruma, ses, görüntü, ışık kirliliği gibi birçok sorun öncelikli olarak kentte yaşayanlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kentte yaşayan herkesin çevreye ve kente duyarlı davranması ve çözüme yönelik katılımı, yaşanabilir bir kent oluşturmada büyük katkı sağlayacaktır. İnsanların yaşam kalitesi, sağlıklı olmaları, toplum sağlığı ve bireyin ihtiyaçlarını karşılama niteliklerine sahip bir çevreyle olan etkileşiminin dışa vuruşunun bir göstergesidir. Bu dışa vuruş, bireyin yaşam kalitesinin gittikçe artan seviyede onu huzurlu ve mutlu yapması ve bunun sağlıklı kentsel yaşama ait ihtiyaçlar hiyerarşisindeki tatmini ile yakından ilgilidir. Bireyin yaşam kalitesi, huzur ve mutluluğu kentsel huzur ve yaşam kalitesinden bağımsız olmayıp sürekli bir etkileşim içersindedir. Kentte yaşayan insanların öncelikli olarak, temiz hava, temiz su, temiz gıda ve temiz toprak veya çevreye gereksinimi vardır. Toplum ve onu oluşturan bireylerin sağlığını korumak, geliştirmek ve bozulan sağlığını geri kazandırmak için verilen sağlık hizmetlerine ulaşmak ve etkin bir şekilde yararlanmak herkesin bu arada kentte yaşayanların ve kentlilerin en temel ve en doğal hakkı ve görevidir. Kentlerin çoğu, hava kirliliği, kent içi trafik yoğunluğu ve park sorunu, yüksek gürültü düzeyleri, düzensiz yapılaşma, bozulmuş alanlar, sera gazı emisyonları, plansız kentsel yayılma, katı atıkların bertarafı ve atık suların arıtımı, ortak ve temel bir çevresel sorunlar dizisiyle karşı karşıya kalmaktadır. Günümüzde kentlerde bulunan ekonomik ve sosyal yaşamın devamı için yürütülen faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan atık ve artıklarının çevreye mümkün olduğunca zarar vermeden izale edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Çevre sorunu her şeyden önce daha iyi bir çevre ile daha çok üretim, ya da bugünkü kuşakların gereksinimleri ile gelecektekilerin ihtiyaçları arasında bir karar verme sonucudur. Modern yönetim politikası, doğayı, tarihsel ve kültürel değerleri korumak ve geliştirmek, insanın sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlayabilmek amacıyla, toplumsal ve ekonomik yaşama ve insan hak ve özgürlüklerine müdahale etmek, gerektiğinde; çevresel değerlerin korunması adına sınırlar koymayı zorunlu görmektedir. Çevre sorunlarının çözümü ve sorunların çözümünde gelinen nokta önlemler alınmazsa sorunun boyutlarının daha da artmaya devam edeceğini ortaya koymaktadır. Kentler sahip oldukları sorunlarla mücadeleye devam ederken; her geçen gün büyüyen sorunları nedeniyle yaşanması daha zor yerler haline gelmektedir. Kente karşı, kentin sağlıklı dokusunu bozan, yaşam kalitesini düşüren, kentin tarihini, kültürünü, kimliğini tahrip eden pek çok suç işlenmektedir. Kentlerin korunması konusunda; mevcut kurallar genellikle idari nitelikte cezalar öngördüğünden yetersiz kalmaktadır. Kentin etkili olarak korunabilmesi, ancak kente zarar veren fiillerin suç olarak tespit edilip, bu suçlara yaptırım başlanması ile sağlanabilecektir.