Günümüzde en çok sözü edilen ve üzerinde tartışılan konulardan biride kadın hakları ve kadın, erkek eşitliğidir.
Bu tartışmayı dillendirenler, Batı Medeniyetinin ve bu medeniyete mensup olan milletlerin, kadın haklarına saygılı olduğunu, buna karşılık, İslam medeniyetinin ve bu medeniyete mensup müslüman milletlerin kadın haklarını çiğnediğini, kadına köle muamelesi yaptıklarını iddia ederler. Sözleriyle, yazılarıyla, davranışlarıyla hep bu görüşleri savunurlar.
Çağımızda ileri sayılan ve kadın haklarına saygılı olduğu iddia edilen toplumlarda, kadınların uzun ve yorucu mücadelerden sonra elde etmeye çalıştıkları hakları, İslam dini 14 asır önce kendiliğinden vermiştir.
İslam'dan önceki karanlık çağların zorbaları, güçsüzlüğüne ve narinliğine bakarak kadını kaba kuvvetlerin esiri zannettiler. Onu hor gördüler, dödüler, diri diri toprağa gömdüler.
Kadınlara böylesine muamelelerin yapıldığı bir dönemde, insanlığı aydınlatan Kur'an-ı Kerime Yüce Allah (C.C) erkeklere;
“Kadınlarla güzellikle geçinin” emrini verdi (Nisa Suresi 19)
Sevgili Peygamberimiz de (S.A.);
“Sizin en hayırlınız, Kadınına karşı en iyi olanınızdır” buyurdu.
Çektiği ızdırapların ve döktüğü göz yaşlarının mükafatını “Cennet anaların ayağı altındadır” hadis-i şerifi ile alan müslüman kadını saadeti, İslam dinide buldu. Ana olmanın büyüklüğünü ozaman anladı, layık olduğu değere İslam'la müşerref olduktan sonra kavuştu.
İslam dininin hedefi, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturmaktır. Bu hedefe giderken, erkeğin ve kadının toplum hayatındaki yerini, önemini ve fonksiyonunu, insanı kadın ve erkek olarak çift çift yaratan Yüce Mevla, yarattığı bu varlığın bütün özelliklerini de bilerek tayin ve takdir etmiştir.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da dünya ve ahiret mutluluğu ancak Yüce Allah'ın koyduğu düzene uymakla olur. Kadın hakları erkek hakları, kadın-erkek eşitliği gibi yapmacık sloganlarla hiç bir yere varılamaz. Bu sloganlar, toplumda huzursuzluk ve çatışmaktan başka bir işe yaramaz.
Amerika “Kadın hakları savunucusu, yazar Germaine Grper, son kitabından bölümler yayınlanan bir gazete de bakın neler söylüyor;
“Müslüman kadınları, batıdakinin aksine birbirleri ile büyük bir dayanışma içinde.
Batılı kadın hakları savunucusu feministler, toplumun değer yargıların, alt üst ediyor. Ama müslüman kadınlar dünyaya olumlu katkıda bulunuyor. Müslüman kadınlar, aileye bağlılıkları ile dünyada kadın haklarının yeni öncüsü olmuştur.”
Yazar, daha sonra Batılı kadın hakları savunucularının katı tutumlarının toplumdaki değer yargılarını alt-üst etmesinin kökeninde aile kavramına karşı büyük bir saygısızlık meydana getirdiğini ifade ediyor.
Bu beyanlar, Yüce Allah'ın koyduğu çizginin dışına çıkmanın acı feryatlarıdır. Kadının mutlu olacağı, yerin, ancak aile ocağının sıcak muhiti olacağının ilanıdır. İster kadın, isterse erkek olsun, uyanık bir müslüman, şu taraftan veya bu taraftan gelen propagandalara ve yapmacık sloganlara göre değil, Allah'ın emirlerine ve yasaklarına göre hayatını düzenler.
İnsanın dünya ve ahiret mutluluğu, fert ve toplumun huzur ve rahatı ancak böyle sağlanabilir. Aksi halde, toplum düzeni bozulur. İnsanlar mutsuz olurlar. Tıpkı bu günkü müslüman olmayan insanların mutsuz oldukları gibi..
Batı dünyasında daha bu yüzyılın başlarına kadar dahi kadının insan mı cin mi olduğu tartışılırken Peygamber efendimiz (S.A.V.) Peygamberlik gelmeden önce dahi yaşadığı toplumda kız çocukları diri diri toprağa gömülürken kızlarını omuzlarında Mekke sokaklarında gezdiriyordu.
Peygamberlik verilincede “Cennet anaların ayakları altında” buyurarak İslam'ın kadına verdiği önemi gösteriyordu.