Kıymetli hemşerilerim, geçen hafta işçinin emeğinin karşılığı olan ücretin hesabı ve ödenmesi hakkında genel kurallara yer vermiştik. Son olarak da işverenin ücret ile ilgili olarak düzenlenmesi gerekli belgelerden olan ücret hesap pusulasına değinmiştik. Bu belgeyi biraz daha derinlemesine inceleyelim.
4857 sayılı İş Kanuna tabi işyerlerinde çalışmakta olan işçilerin işverenleri, işçinin ücretini ister banka kanalı ile ödesin, isterse elden ödesin işçiye Kanunun 37. Maddesi gereği; ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır. Bu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir.
Bu işlemler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır. İşçiye böyle bir belge düzenlenmesi ve verilmesinin nedeni, işçinin işverene karşı yerine getirdiği çalışma borcu karşısında, kendisine hangi kalemlerde ne gibi ödemelerin yapıldığının, çıplak ücretinin ne olduğunun, hangi prim ve vergi kesintilerinin yapıldığının, eğer yapmışsa fazla çalışma ve genel tatil çalışması gibi ilave ücret ödemelerinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığının kontrol edilmesidir.
Eğer ki işçinin bu ödemelerin doğru olmadığı, bir hesap hatası olduğu ya da eksik ödeme olduğu iddiası varsa, bunu derhal işverene bildirmesi gereklidir. Bu belgelerin düzenlenmesinden sorumlu olan işverenler uygulamada sadece Vergi Usul Kanununa göre düzenlenen ücret bordrosunu düzenlemeyi yeterli görüp, bu belgeye de çoğu zaman işçinin imzasını almamaktadırlar. Ücret bordrosu, çoğunlukla ücret hesap pusulası ile aynı kalemleri taşımakla birlikte, her ikisi de ayrı kanunların konusu olduğu için düzenlenmelidir ve düzenlememe halinde her iki belgeye ayrı idari para cezası uygulanmaktadır.
İşverenlerin ücret hesap pusulası yerine ücret bordrosu düzenlese dahi çoğunlukla bu belgeyi işçilere imzalatmadığı görülmektedir. İşverenler banka kanalı ile ödeme yaptıklarında, banka ödeme makbuzları sadece ücretin ödendiğinin ispat vesikası olmakta, diğer hallerde örneğin, işçinin fazla çalışması, genel tatil çalışması, hafta tatili ücreti ya da ücret eklerinin tam ve eksiksiz olarak ödenip ödenmediği bu makbuzlardan anlaşılamamaktadır. İşte işverenler bu ödemeleri ayrıntılı biçimde ücret bordrolarında gösterdiği ve işçi de herhangi bir itirazi kayıt koymaksızın imzaladığı takdirde, artık bu bordrolar kanun önünde kanıtlayıcı bir belge statüsüne de dönüşmektedirler.
Bu durumu bir örnekle açıklayalım. İşçinin işyerinde haftalık çalışma süresinin üzerinde o ay içerisinde toplam 10 saat fazla çalışma yaptığını düşünelim. İşveren daha sonraki yazılarımızda da değineceğimiz şekilde, kurallara uygun olarak 1 saatlik çalışmaya 1,5 saatlik ücret tahakkuku yaparak, yani 10 x 1,5 = 15 saatlik ilave ücret tahakkuku ettirerek bunu bordroda ayrıntılı bir şekilde gösterir, işçiye bunu imzalatır ve ücretini de buna uygun olarak öderse, artık işçinin “Ben bu ay 10 değil 20 saat fazla çalışma yaptım” yönünde bir iddiası olsa dahi, elindeki kanıtlayıcı belge dolayısıyla bu iddiayı ispat yükü işçiye geçecektir. Bir başka deyişle işçi yapılan ödemeyi ve bordroyu itirazsız imzalamışsa, artık yaptığı fazla çalışmayı kendisi ispat etmelidir.
Eğer işveren bordroda böyle bir düzenlemeye ver vermez ve işçiye imzalatmaz ise Kanuna göre ispat yükümlülüğü işverende olacaktır.
İşverenin belge yükümlülüğü hakkında bilgi verdikten sonra, ücretin uygulamada oldukça sık karşılaşılan hususlarından olan ücret kesme cezası nedir, buna yer verelim. İşverenler; ancak iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesinde bu yönde hüküm bulunması şartıyla, işçinin ücretinin ancak bir ayda iki günlüğünü ya da parça başına yahut yapılan iş miktarına göre verilen ücretlerde işçinin iki günlük kazancı kadarını kesebilir. İşveren bu yönde bir kesintiyi derhal sebepleri ile birlikte işçiye bildirmelidir. Bu paraları işverenin serbestçe kullanma hakkı bulunmamaktadır. Bu paralar işçilerin eğitimi ve sosyal hizmetleri için kullanılıp harcanmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hesabına Bakanlıkça belirtilecek Türkiye'de kurulu bulunan ve mevduat kabul etme yetkisini haiz bankalardan birine, kesildiği tarihten itibaren bir ay içinde yatırılır.
Bu duruma örnek olarak, işçinin yasak olmasına rağmen işyerinde sigara içmesi durumunda kendisine ücret kesme cezası verilmesini gösterebiliriz. Toplu iş sözleşmesi ile ya da iş sözleşmesi ile veya iş sözleşmesi eki personel yönetmeliği ile işyerinde sigara içmenin cezası 4 gündelik ücret olarak belirlenmiş ise, işveren işçiye bu durumun tespit edildiğini derhal bildirmeli, Kanuna göre ancak bir ayda iki günlük ücretini kesebileceğinden de, bu cezayı iki ay ayrı ayrı keserek uygulamalıdır.
Bu konuda unutulmaması gereken bir diğer husus ücretin saklı kısmıdır. Kanuna göre; işçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. Ancak, işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir. Nafaka borcu alacaklılarının hakları da saklıdır. İşverenlerin işçinin ücreti üzerinden yapacakları işlemlerde bu hususa da ayrıca dikkat etmelidirler.
Değerli okuyucular, bugünkü yazımıza son verirken değineceğimiz son husus ücret alacaklarında zamanaşımı süresidir. Kanuna göre; ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır. İşçi, ister çalıştığı dönemde, ister çalışıp işyerinden ayrıldıktan sonra geriye doğru beş yıllık sürede ödenmeyen ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Önümüzdeki hafta çalışma yaşamının bir diğer önemli konusunu incelemek üzere hepinize iyi haftalar dilerim.
Selamlar …