Sanırım insanoğlunun başına gelebilecek en kötü hadiselerden olsa gerek bir iftiraya uğramak. Yapmadığın halde yapmış, söylemediğin halde söylemiş, görmediğin halde görmüş muamelesine maruz kalmak iftiraya uğramak…

Töhmet altında kalmak, yargısız infaza tabi tutulmak, kesin hüküm karşısında çaresiz ve naçar kalmak ve çaresizliğin altında ezim ezim ezilmek buda katlanılabilecek türden bir şey olmasa gerek. Hele hele güvendiğiniz, saygı duyduğunuz ve sizi anladığını ve tanıdığını düşündüğünüz insanların da bu kafileye dahil olması ve size yargısız infaz uygulaması büsbütün eriyip gittiğinizin tescili.

İftira ve gıybetin dinimizce de en başta gelen azılı günahlardan olduğunu hepimiz bilmekteyiz.  İlahiyatçı olmadığım ve derin bilgim bulunmadığı için konunun dini tarafına çok vurgu yapmak istemiyorum. Bunun yerine iftira ile ilgili kısa bir kıssa ile yazıma devam etmek istiyorum.

“Bir derviş öğrencilerini toplar. Bir kulübeye yoğurt koyar sonra öğrencilerinden karşıya geçip izlemesini ister. Kulübeden köpek geçer ve ağzı yoğurt bulaşmış şekilde çıkmış olur, sonra derviş sorar öğrencilerine oradaki yoğurdu kim yedi onlarda toplu olarak bunu bilemeyecek ne var der, yoğurdu köpek yedi. Derviş öğrencilerine kızar ‘ne olursa olsun gözünüzle görmediğiniz bir konu hakkında yorum yapmamalısınız’ ”der.

Hikayede de belirtildiği gibi günlük yaşantınızda insanları direk yargılamak, insanlar hakkında peşin hüküm vermek veya basit gibi görünse de kişi hakkında emin ve net bilginiz olmadan yaptığınız küçük bir yorum, basit bir sözcük veya onun adına yapılan açıklama onu ciddi manada etkileyerek çaresizliğe, ümitsizliğe yıkarak sıkıntıya ve derde koyabilir. Buna dikkat etmek ve sevene inanmak gerekir. Şüphesiz ki kalpleri bilen yalnız ve yalnızca Allah’tır bunun unutulmaması dileğiyle.