Sevgisi ve saygısı kat kat artmıştı.
Yanlarında cariyeleri Hacer olmak üzere tekrar yola koyuldular. Yollarda duraklama yerinde Allah'tan bazı nidalar duyarak çok geniş topraklara ve zürriyete sahip olacaklarına dair müjdeler alıyordu İbrahim. Bunun nasıl olacağını bilmiyordu. Yaşlanmışlardı, çocuk sahibi olma yaşını çoktan geçmişlerdi ama evlat yoktu hala görünürlerde.
“Ya Rabbim! Bu dünyadan çocuksuz olarak mı göçüp gideceğim.” Diye kalbinden niyaz ve serzenişte bulunuyordu insanların atası. Yatağından kalkıp dışarı çıktı: “Senin neslin gökyüzündeki sayısız yıldızlar gibi çok olacaktır.” Diye seslenildiğini duydu. İçi huzurla doldu. Güneş batmış hava kararmıştı.
Sare'nin çadırına doğru ilerlerken aşağıdaki derede çocuklarını yıkayan adama takıldı gözü. Çadıra geldiğinde Sare'yi gördü; kapıda gördüğü manzarayı o da görmüş kim bilir belki de iç geçirmesine tanık olmuştu. O hala Sare'sinin üzülmemesi için çırpınıyordu:
- Sabredelim. Elbette bir gün bizim de olur, dedi yine karısını kollayarak.
Onun bu asil ve sevgi dolu haline Sare artık karşılık vermek, bir fedakarlık etmek istiyordu:
- Artık yaşlandım. Yaşım sekseni yetmişi aştı. Artık belli oldu ki yüce Allah bana bir evlat vermeyecek. Benim yüzümdense eğer senin evlat sahibi olamaman, ben senin evlat sahibi olmanı isterim. Varsın o evlat benden olmasın.
- Senden olmasın mı ? Nasıl olur!
- Belki bir cariyeden olur. Ben ona da razıyım. Düşündüm senin bir evlat sahibi olman için karara vardım.
- Nasıl bir karar bu?
- Mısır'da Firavun'un bana hediye ettiği cariyeyi eş olarak almanı istiyorum.
Onu sana veriyorum. Onun doğuracağı çocuğu kendi çocuğum gibi sevip evlat hasretini giderebilirim. Kendi çocuğum gibi sever büyütürüm. Yoksa bu evlat hasreti bana da sana da çok dokunuyor…
İbrahim bunun ilahi bir yanı olduğunu önceki birçok uyarıdan sonra hissetmiş olmalıydı. Teklifi kabul etti. Bu Sare'nin fazileti ve özverisiydi. Demek ki kadınlar binlerce yıldır sevgi ve merhametin doruk noktasındayken, sonunu bilemedikleri irrasyonel bir özveri patlaması sergiler, sonuçlarını büyük bir şevkle göğüsleyebilecekleri bir güç vehmederler kendilerinde ama bu halis niyetlerle başladıkları işten nedense hep hezimetle çıkarlar. Kuran'da kendisinden söz edilme onuruna sahip mübarek bir kadın bile kendine yenilecektir bu naif konuda. Her neyse.
Bir kadın çok sevdiği, yıllarca hayatın her cilvesini paylaştığı, O'nun peygamberliğine olan inancıyla Rabbin lütuflarına mahzar olduğu kocasına bir incelik gösteriyor ve onu bir başka kadınla paylaşmaya bir zorlama olmaksızın rıza gösteriyordu. Bunu kendiliğinden istiyordu. Belki de fazlasıyla hassas ve kalbi sevgi dolu İbrahim aklından geçiriyordu böyle bir öneriyi, nefsi için değilse de ilahi müjdelerin tecelligahı olsun diye bir evlat istiyordu. Sare önce davranmasa hiç getiremezdi böyle bir şeyi gündeme. Çünkü o incelerin incesi, sevgililerin sevgilisiydi.
Hacer hamileydi. O sessiz, iyi huylu bir kadındı ve Sare'nin hakkını gözetecek kadar özenli ve saygılıydı. Yerini yurdunu bilen biriydi. Bir cariyeydi nihayetinde. Ama yine de bir peygambere ahir ömründe çocuk verecek olmak, bu gelmiş geçmiş en mükemmel insanlardan biriyle bir yastığa baş koymak, onun herkese gösterip de Hacer' den tabii ki esirgemeyeceği rikkat ve belki derin bir muhabbete mahzar olmak onu biraz şımartıp Sare'ye saygıda kusur etmesine neden olabilirdi. Yada hiç böyle şeyler olmasa da Sare o hassas ve ince çizgide birtakım vehimlere kendini kaptırıp tıpkı her beşerde olabilecek bir kıskançlığa kapılabilirdi. Bu güzel insan sıradan beşer yüzünü o günlerden bize bir mesaj gibi yollayacaktı anlaşılan.
Hacer hamileydi. Bu Sare annemize dünyanın sonu gibi görünebilirdi birden.
Önceden kestiremediği bir takım duygular benliğini alev gibi kaplamış olabilirdi bu kutlu ve çilekeş kadının. Kıtlığı, hicreti, yokluğu, İbrahim'in ateşe atılışını, uğradıkları hakaretleri, ölümcül reddiyeleri ve korkuları her şeyi birlikte yaşamışlardı. Hep teslim olmuş, duruşunu hiç bozmamıştı annemiz. Ama bu tecrübe başkaydı. Demek bir kadının yaşayabileceği en ağır deneyim alanlarından biri budur.
Hacer hamileydi. Sare artık onun cariyeliğini yüzüne vuruyor, ağır işler buyuruyor ve kötü davranıyordu rivayetlere göre. Hatta kovuyordu onu bu diyarlardan bir bakıma.
Hacer üzgündü. Bir cariyeydi o, Firavun onu Sare'ye hediye etmişti, Sare de onu kocasına vermişti. Ne yapabilirdi ki. Statüsü belliydi. Emir kuluydu bir bakıma. Fikrinin sorulduğu görülmüş şey değildir cariyelerin. Ama o sevmişti kocasını. Çünkü peygamberler öyle güzel yüzlü, sağlam karakterli, adil ve onurlu oluyorlardı ki bir kadının böyle bir evliliğe hayır demesi imkansızdı.