Hayatın günlük akışında çoğu zaman sorgulamadan kabul ederiz yolumuza çıkanları.
Yaşadığımız çevre, öyle veya böyle birlikte olduğumuz insanlar, beraber büyüdüğümüz hayatı birlikte tanımaya başladığımız ailemiz, kardeşlerimiz sorgusuz sualsiz kabul ettiklerimizden. Küçük yaşlarda mutlak doğru kabul ettiğimiz şeyler belli bir yaşa gelince artık sorgulanır olur. Gerçekte kendimizin, kim olduğumuzun peşindeyiz demektir. Uyarılara kulak tıkarız, o yoldan geçmişlerin tecrübelerine güvenmek yerine kendi hikâyemizi yazacak kelimeleri kendimiz keşfetmek isteriz.
Hayatın günlük akışında çoğu zaman sorgulamadan kabul ederiz yolumuza çıkanları.
Yaşadığımız çevre, öyle veya böyle birlikte olduğumuz insanlar, beraber büyüdüğümüz hayatı birlikte tanımaya başladığımız ailemiz, kardeşlerimiz sorgusuz sualsiz kabul ettiklerimizden.
Küçük yaşlarda mutlak doğru kabul ettiğimiz şeyler belli bir yaşa gelince artık sorgulanır olur. Gerçekte kendimizin, kim olduğumuzun peşindeyiz demektir. Uyarılara kulak tıkarız, o yoldan geçmişlerin tecrübelerine güvenmek yerine kendi hikâyemizi yazacak kelimeleri kendimiz keşfetmek isteriz.
Ve en verimli tecrübelerimiz acıda soluk bulur, acıyla yeşerir acıyla büyürüz.
Öyle zamanlar olur ki adeta herkesin herşeyin bizden uzaklaştığını hissederiz. Yakın görünen herşeyle aramızda aslında ne çok mesafe olduğunu idrak etmenin çok ta güler yüzlü bir yolu da yoktur zaten.
Önümüzdeki hayali resme ne çok inanmışsak o derece de parçalanırız.
Paramparça olduğumuz o an aslında kendi gerçeğimizi bulmaya en yakın olduğumuz andır.
Paramparça olduğumuz o an hayaller sönmüş ve perdeler kalkmıştır gözümüzün önünden. Belki de bütün bir hayatı Onu düşünmeden Ona yönelmeden geçirmişizdir.
Ama hadiselerin tesiriyle zerre zerre çözüldüğümüzde, yalancı kalabalıkların verdiği coşku sönüp her bir hücremiz yalnızlığın karanlık puslu sabahına uyandığında, işte en çok o zaman idrak ederiz ki: herkes bizi terkedebilir ama zerreyi yoktan yaratıp hayat sunan, onu asla terketmeyecektir.
Herşeyin Sahibi, ölümlü ve geçici hayatı verip her bir yarattığı varlığın yüzünde isimleriyle tecelli etmesine rağmen bir o kadar da perdelerin arkasında gizlenen Mutlak Bakidir. İşte o sebepledir ki Gerçek Sahibini tanımayan ruhlar ne talihsizdir.
Yaratılışın özündeki aşkı farketmeden, sevilmeye en çok layık Güzeller Güzeli, bütün güzelliklerin asıl kaynağına kör bakıp, O'nun güzelliğinin bu fani dünyadaki yansımalarına hiç yok olmayacaklarmışçasına bağlanıp gözlerin gördüğü her güzele gönlünü veren, merhametsiz azapların içine kendi arzusuyla girmiştir.
Elverir ki, önüne serilmiş güzelliklerin, gönül bağında güzel olana duyulan iştiyak ve meylin verilmesinin asıl gayesi kavransın.
O'na ulaştırmayan güzellik bela, O'na yöneltmeyen, O'nda neticelenmeyen her türlü muhabbet yakıcı bir azap yüreklerde.
Gerçek Sahibine verilmeyen her bir şey de meşruluğunu yitirip varlık sebebinin dışında kullanıldığından faydasız, bereketsiz ve çaresizliği getiriyor beraberinde.
Güzellerden bir güzel ne güzel dile getirmiş: 'Gayrı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir' diye.
Ömrü boyunca Aşkla yaratanı hiç düşünmemiş bir insan zerrelerine kadar dağıldığı bir an gerçek Sahibine uyanabiliyor bir anda.
Bütün sebeplerin durduğu, konuşan herkesin sustuğu bir anda ne yapar insan; sahipsiz ve kimsesizliğinden kime yönelip kimden bir yardım umar:
Sevgi ve merhamet umduğu kucaklar ve kapılar kapandığında, bütün güler yüzler solduğunda, kime çevirir yüzünü?
Bütün kâinatın adeta size sırtını dönüp, kapısını kapattığı o an... Bir adım... Tek bir adım... Acıyla kavrulan bir yüreğin yönelişi adeta bütün âlemlerin yüzünü güldürecek tesiri oluşturmaya yeter de artar.
Bir tek adımda o sırlı anahtar. Kimsesizler Kimsesine yöneldiği an insan, yaşanmış her bir yürek burkuntusuna, her bir acıya her bir çileye değmiştir.