Dengemi kaybettim, beyin sarsıntısı yaşadım, tüm insani değerlerim alt-üst oldu, kendimi toparlamakta zorlanıyorum. Üç gün süreyle kendi kendime söylenip durdum: 'Ben aptallaştım, ben manyaklaştım, beynimi toparlayamıyorum, üzerime ağır bir yük bindi kaldıramıyorum!...” diye.
    Yaklaşık beş gün de yazayım mı, yazmayayım mı diye kendimle cebelleşiyorum. Dinlediklerimi yazmak içimden gelmiyor. Rahmetli dedemin söylediğini yapacağım. Sakin- ıssız bir çeşme başına oturup, yüksek sesle şırıldayan suya anlatacağım onları. Ben ki kan görmekten içi titreyen, baygınlık geçiren bir adam olarak saatlerce onu dinledim. Nutkum durdu, iyice aptallaştım.
    Geçen hafta gazeteye, beni ziyarete bir adam gelmiş. İsmini söylemiş, hapishaneden çıktım da geldim, hocayla görüşmem lazım demiş. Üst üste bir kaç kez gelince arkadaşlarım bana tembih ettiler. Yine gelecek biraz bekle dediler. Anlatacaklarını merak ettim, oturdum bekledim.
    Orta boylu, sarışın, yaşlı bir adamcağız çıkageldi. Beni arıyorsun galiba dedim. Ahmet Sargın siz misiniz? dedi, evet deyince; seni arıyorum diye cevap verdi. İşim çok aceleydi, hiç zamanım yoktu. Ayaküstü dinleyip, başımdan savmak istiyordum.
    “Ben hapisteyim, 5 gün izin aldım, başımdan bir sürü olay geçti, hayatım bir roman, beni dinlemeni istiyorum.” diyordu. Ayakta dinledim, oturacak halde değildim. En son olarak onu dinlemeye karar verdim. Gazete bölümüne çıkıp, misafir odasında onu uzun süre dinledim. Notlar aldım, röportaj yaptım, fotoğrafını çektirdim.
    Analattığı şeyler, yabancı sinemalarda izlediğimiz hapishane sahnelerinin aynısıydı. Basit bir gençlik aşkıyla başlayan olaylar, onu içinden çıkılmaz duruma getirmiş, idamdan yargılanmıştı. Hakkında üç defa idam kararı çıktığını ifade etti. 10 yıl kaçak yaşamış, bir mahkumla telleri keserek hapishaneden kaçmış, üç af görmüş, toplam 220 yıl ceza almış... Yine hikaye uzun ve son derece macera dolu bir hayat. Konuyu daha fazla özetlemeyeceğim.
    O anlattı, ben not aldım. Bazı ortak paydalarımız oldu. Bunları bana anlatma ihtiyacını nereden hissettin diye sordum: Ankara'da cezaevinde yatarken gazeteciler gelmiş, film yapımcıları gelmiş, yönetmenler ve program yapımcıları onu ziyaret etmiş. Hayatını dinlemek, film konusu yapmak istemişler. Önce gelenlere anlatmaya başlamış. Sonra arkadaşları uyarınca anlatmaz olmuş. Savcılar, cezaevi müdürleri anlatmasını istemişler, yaşadıkların anı olarak kalmasın demişler.
    En son olarak bir Yozgatlı arkadaşı, benim adımı vermiş. Yozgat'a git, bu hocayla görüş demişler. Önce garip karşıladım, sonra hak verdim. Ama bunları yazabilir miyim diye saatlerce düşündüm. O gün akşama kadar, “Ben manyaklaştım, dengem bozuldu, beyin sarsıntısı geçiriyorum!..” diye söylenip durdum.
    Aradan beş gün geçti, inanmazsınız ama psikolojim bozuldu. Bu röprtajı yayınlamamayı karalaştırdım. Ama sizlerle söyleşip, derdimi anlatmak, içimi dökmek de istiyorum. Sanırım onu da yapamayacağım.
    Şimdi kafama şu takıldı, anlatılanlar ne kadar gerçek? Bunlar sahiden yaşandı mı?  Yaşanmışsa diyeceğim birşey yok.
    Yapımcıların, film yönetmenlerinin arayacağı bir adam. Ama benim dengelerimi bozdu.
    Son olarak ifade etmek istediğim önemli bir mesaj var. Hayat kısa, hesap zor, insanca yaşamanın mücadelesini vermek de zor.
    Öyle bir yaşa ki ölümünden sonra arkandan düşmanların bile ağlasın... Her zaman ifade etmişimdir, Gök kubbede hoş bir seda bırakmak”  temel düştür, olmalıdır. Galiba o güzelliği yaşayanların sayısı da çok az çıkıyor.
    Notlarımı aldım, röportajını hazırladım, ama beyin tezgahında biraz beklemesini istiyorum. Bu mesajla, okuyucularıma- hemşehrilerime ne verebilirim onu düşünmek zorundayım. İyi ve güzel olanı herkes örnek alır, önemli olan yanlıştan, çirkinden ve hatalardan ders alınacak yöntemi bulabilmektir.
    Bana bunu anlatan hemşehrime bir şey diyemem, hayattır, kaderdir, alın yazgısıdır. Bunları yaşamış, yaşamaya da devam ediyor. Hayatı inşallah güzel örnek olur, güzele döner, affedilenlerden olur, temennim ve duam o yöndedir.
    Anlattığı kadarıyla kaderin elinde, rüzgarın önünde dönüp duran yaprak gibi dönüvermiş. Hayatta olası bir şans, pişmanlık için, af dilemek için ya da tövbe için, Yüce Allah'ın kendine verdiği bir hayat, bir şans var. İnşallah onu iyi kullanan kişilerden olur.
    Hayatının özetini aldım ama, onu yazmaya cesaret edemedim.(Şimdilik) Notları bende kalmak üzere, bir süre bende dinlenmesini bekleyeceğim. Kimbilir, gün gelir hayra- güzele-iyiye yöneleceğini gördüğümüz an, o notları değerlendiririz.
    Yaşanmış bir hayat, çevrime hazır bir film var elimizde. Doğrusunu ifade edelim. Şu an o bandı çevirmeye cesaretim yok... Faydasını inandığım an düğmesine basıp insanlığın yararına kullanılmasını isteriz... İşin en kötüsü “İşte Yozgatlı bu!...” dedirtmem kimseye... Yozgat'ın gülen yüzünü yazmaktan, konuşmaktan yana bin insanım.
    Gerçek Yozgat sevdası da bu olmalı?...