Nedendir bilmem ama yağmurlu havaları hiç sevmem. Kapkara bulutların arkasında görünmeye çalışan, bir açıp bir kapanan güneşin hüznünü yaşarım belki de... Belki de asılmış suratlarda ki hissizliğin acısını taşırım. Dediğim gibi nedenini bilmeden sevmem yağmurlu havaları...
Gri renklerin hakim olduğu yemyeşil Çamlık’ın bile sislerin içinde kaldığı günlerde ruhumu bir türlü dizginleyemem. İnsanların asabiyetini daha bir hisseder ve onların gerginliğini de alırım omuzlarıma...
    Hele sabahları göz ucuyla baktığım camda güneş ışıklarını göremezsem yataktan kalmak istemez canım, yorganın içine gömülüp bir daha hiç çıkmayacak gibi gözlerimi tekrar yumarım uykuya...
    Aslında uyku değil, benimkisi biraz da kaçmaktır grilikten, karanlıktan, sonsuzluktan...
    Dedim ya sevemedim gri günleri, gün yaşanmadan akşam olsun karanlıksa karanlığı yaşamak isterim.
    Belki ruh halimde ara renklerin olmamasındandır.
    Ya da yazın rengarenk günlerinden sonra beynimi alamadığım gri renklerin ağırlığındandır bu yaşanmadan atlanmaya çalışan saatler...
    Okul yıllarında da hiç sevmedim bu günleri hatta yaz tatillerinin yarınısını bu gri günlerde verselerde evmizden hiç dışarı çıkmadan yaşayıp bitirsek sıkı sıkı kapanmış perdelerin ardında diye de çok düşündüğüm oldu...
    Yağmurda ıslanmayalı çok oldu... Belki sebebi budur nefretimin belki de arı ve saf suyun yere düştüğündeki çamur halini gördüğümden yoruldum.
    Hani hayat gibi, düşünsenize su ile toprak çamuru oluşturmak için bir araya geliyor, ellerini yıkadığın temiz su biriktiği kapta kirleniyor... Yani birilerini temizlemek için mücadele ederken kendi kirleniyor... Bu tezat ilişki hep beynimi karıştırmıştır.
    Gel gitler yaşamama neden olmuştur... Gri günlerin yaşattığı ağırlık kimbilir belki de sadece beni yormuyor belki de sadece beni karıştırmıyor...
    Belki de sadece bana uyku hali vermiyor... Hepimiz bunu yaşıyor ve hepimiz bu şekilde hayatı durdurmaya çalışıyoruz...
     Ama biliyorum ki nafile, hiç birimiz bunu yapamıyor, mesela ben 25 yıldır hep bu gri günleri yaşıyorum...
    İstemesemde yaşıyorum, gelip geçmeler için dua etsemde ağırlıklarını hissederek, içimi acıya acıya yaşıyorum...
    Bu yüzden diyorum ki her gri günün ardından güneş yine doğuyor ve yine bizler gri günleri unutuyoruz.
    Ve bu yüzden diyorum ki bırakın ruhumuz biraz da askıya alsın kendini, gri günlerin ardında saklasın kendini, kimseyi tanımasın, kimsenin ağırlığını taşımasın sadece kendini saklasın...
    Belkide tipili, soğuk, ayaz kış günlerine hazırlıyor kendini... Bırakın ayazınızda donmadan gri günlerin ardında saklansın ruhunuz...
    Hayatın çarkları arasında ezilen insanlarız neticede ha gri ha sarı ha rengarenk ha beyaz günler hayat öyle ya da böyle bitecek.
    Önemli olan gerekeni gerektği gibi yaşamak..
    Ve daha da önemlisi hak eettiğiniz gibi bir hayat sürebilmek..
    Bu yüzden ben bir karar aldım bugün Çamlık’ın yeşilini görmeden, bulutların arkasında saklanan güneşi hissetmeden...
    Gün ne olursa olsun, günün rengi ne olursa olsun hiç bişeyi atlamadan yaşamayı seçtim...      Çünkü gördüm ki hayat hiç bir atlanmışı afetmiyor bir daha geri dönmüyor...
    Merdivenin basamaklarını hızla çıkmak yerine sindire sindire yaşamak isterim bundan sonra... Malum grisi, yeşili, sarısı, mavisi hepsi bizim için...
    Ve miskinlik yapmamız için değil belkide hıza yetişmemiz için mola vaktidir bu gri günler ne dersiniz..?