Yozgat ata yurdu, dedelerimizin, ninelerimizin yurt edindiği, ömrünü geçirdiği vatan... Nere gidersek gidelim, burası bizim anavatanımız. Taşını toprağını özler, orada yatan anne ve babamızın hasretiyle yanar tutuşuruz. Unutmamız imkansız. Çocukluk, gençlik hatıralarımızla Yozgat’ı zihnimizde yaşatırız. Bu denli sevmemize rağmen Yozgat’tan göçü önleyemiyoruz. Giden dönmüyor, başka başka diyarlara uçup kendilerine yeni bir vatan yeni bir yurt kurmaya çalışıyorlar.
Biz de gittik, vatan hasretiyle yanıp tutuştuk. Gidişimiz memuriyetimiz nedeniyleydi. Eşimize, dostumuza, anne ve babamıza, memleketimize olan özlem bizi geri bu topraklara taşıdı. Bazen dönüşümüze sevinir, bazen de üzülürüz. Malum herkesin bildiğigibi ekmek-aş meselesidir. Çocuklarınıza iş bulamamışsanız üzülürsünüz. Ekmeğinizi, aşınızı  kazanmakta zorlanıyorsanız hayıflanırsınız.
Yozgat küçük bir şehir. Pek çok konuda mahrumiyetleri yaşıyoruz. Özellikle sağlık konusunda, eğitim konusunda, iş-meslek konusunda bu şehirde kalmanın  acılarını-üzüntülerini taşıyoruz. Şehrimizi gelişmiş, modern bir şehir haline getiremedik. Sağlık sorunlarını gideremedik, halen hastalarımızı çevre illere taşıyoruz. Eğitimde istenilen seviyeyi yakalayamadık, çocuklarımız okumak için büyük illere gidiyor. Gençlerimize aş-iş-ekmek bulamıyoruz, geçim derdi ile dünyanın dört bucağına dolaşıp iş-aş arıyoruz. Ve malesef Yozgat göç vermeye devam ediyor.
Sadece nüfus göçü değil, Yozgat kalifiye elemanlarımız ustalarımız Yozgat’ı terk ediyor. Zengin, para sahibi, iş sahibi iş verenlerimiz Yozgat’ı terk ediyor. Üst düzeyde doktor, avukat, siyasetçi, mimar, mühendis hemşehrilerimiz Yozgat’ı terk ediyor. İş ve işçilerin yanı sıra Yozgat ciddi manada ekonomik göç veriyor, beyin göçü yaşıyor.
“Giden gitsin canım bize ne!” deme şansımız yok. Çünkü şehrimiz küçülüyor, nüfusumuz azalıyor. Modern bir şehir olmaktan uzaklaşıyoruz. Malesef arzu ettiğimiz gelişmeyi, kalkınmayı yakalayamıyoruz. Küskünler şehri konumuna gelmişiz. Yozgat’ın üç beş katı insanı gurbete yollamış onların hayalleriyle avunmaya çalışıyoruz. Saymaya kalksak çoğunun adını bile hatırlayamayacak durumdayız.
Zengin işadamlarımız da var, siyasetçimiz, bürokratımız, devlet adamımız da çok. Hepsini bir araya getirebilsek şehrimizi şehir yapacağız ama onu da beceremiyoruz. Bize göre, “Atı alan üsküdarı çoktan geçmiş” Biz çevre illerin arasında küçük-klasik bir şehir olarak kalmışız. Geri kalmışlık kabuğunu kırabilir miyiz acaba diye çırpınıp duruyoruz. Biz çareler, çözümler düşünürken bir de bakmışız ki, 200 bin insanımız birden göçüvermiş...
Milletvekili sayımız bu göçe bağlı olarak 6 dan 4 e düştü. Yeni nüfus kayıtlarına göre de 2011 yılında 10 bin insanımız daha göçmüş!.. Yani göçü önleyememişiz, gidene dur diyememişiz.
Bir esnaf arkadaşımla özel dostluk diyaloğum vardı. Ekonomik sıkıntılar yaşadı. Reklam yapmak, bu sıkıntıdan kurtulabilmek için beni çağırmıştı. Gazetelere-televizyona nasıl bir reklam metni hazırlayalım diye... Bir şeyler konuştuk, kısa bir süre reklamları devam etti. Sonra bir baktım ki, dükkanın önünde kocaman bir yazı: “BİTİRİYORUZ”  ve “Dağıtıyoruz!” diye bir duyuru. İçime ok gibi işlemişti bu reklam yazısı...
Evet iş arayanlar da gittiler; bitirenler de; dağıtanlar da; sağlık sorunlarına çözüm arayanlar da, çocuklarına iyi bir istikbal düşünenler de.... Gittiler ve bir daha dönmediler. Bir kısmının cenazesi döndü geriye, bir çoğu da kahretti, cenazesini de yollamadı. Sarı topraklığa, vatana hasret gitti ölülerimiz.
Oturup düşündük mü, kafa yorduk mu neden göçüyoruz diye? Yozgat’ta yaşanılan “Göçün” nedenlerini araştırdık mı? Bir proje, bir çözüm metni hazırladık mı, hazırlattık mı? Hazırlattıksa, hani nerde görelim, Yozgatlı niye göçüyormuş, Yozgat’ı niye terk ediyorlarmış? Bu sonucu masaya yatırdınız mı? Kafa yordunuz mu?
Tabii ki göçün nedenlerini tesbit etmek de yetmez. Ne yapılması gerekir? Göçü durduracak tedbirlerin alınması gerekir. Siyasetçimiz halinden memnun, nasıl olsa eşi-dostu, çevresi bu işten faydalanıyor. Sivil toplum örgütü başkanlarımız halinden memnun, eh Allah daha çok versin varlık-mal-mülk fena değil, “Yozgat” diye bir dertleri de yok! Yozgat’ı kim düşünecek? Yozgatlı’nın derdini kim dert edinecek? Cüzdanı boş, üç-beş gariban, bir de elinden birşey gelmeyen üç - beş yazar - çizer - gazeteci!... Yani işimiz, gelişmemiz Allah’a kalmış öyle mi?..
Devam edeceğiz merak etmeyin. Bunları yazmaya, tartışmaya devam edeceğiz. Susmaya niyetimiz yok; gerektiğinde, “Kral çıplak!..” diye bağırmayı da biliriz. Kimsenin yakasına yapışmayız, herşeyin hesabını soracak olan ilahi adalete inancımız sonsuzdur. Çalışan, çaba sarfeden şerefli, onurlu insanlara, Yozgat dostu devlet adamlarımıza da saygımız sonsuz. Taşı taş üstüne koyanlardan Allah razı olsun, onlara biz de şükran borçluyuz.