Sevda diyarının hakanı benim
Fermanım okunur, mührüm vurulur
Bir gül için güne isyan edenim
Uykusuz geceler benden sorulur
Geceler gönlümü yitiren eldir
Yokluğa götürüp getiren eldir
Kerem, Ferhat,
Mecnun dünkü meseldir
Niceler niceler benden sorulur!
Tâ Kalubela’dan böyledir huyum
Topraktan sabırlı, sudan duruyum
Ben ki en rütbeli aşk mağduruyum
Zirveler, yüceler benden sorulur!
Vuslatı bilemem, o neyin nesi?
Ne cismi görünür ne çıkar sesi
Üstüme zimmetli derdin cümlesi
Bitmemiş heceler benden sorulur!
KENAN ÇARBOĞA/SİVAS
KÜÇÜK MUHAMMET’E
AĞIT
Muhammet Mustafa adım,
Güzel adım, ağzım tadım,
On iki yaşında idim,
Muradımı alamadım.
Güzel annem çok üzülme,
Elin koynunda süzülme,
Seni cennette beklerim,
Benim için çok ezilme.
Babam, bana kıyamazdın,
Öpmeye hiç doyamazdın,
Mevlâ’m daha da çok sevmiş,
Kaderimi bozamazdın.
Satı ebem, zor haldasın,
Sanki ince bir daldasın,
Duan ile yanımda ol,
İnşallah cennet yoldasın.
Halil dedem, sabır eyle,
Rabbimize şükür eyle,
İstemezdi kimse böyle,
Dedem, bana hayır eyle.
Ablalarım, çok yanmayın,
Beni uzakta sanmayın,
Ben her zaman sizinleyim,
Sakın şeytana kanmayın.
Emelerim, gözlerimdir,
Adlarınız sözlerimdir,
Yine kaldınız babamla,
Hepinizde izlerimdir.
Hem okulum, hem oyunum,
Yarım kaldı, bükük boynum,
Unutmayın öğretmenim,
Sevginizle dolu koynum.
Tercümanım Ekrem dayım,
Hem de ‘Kutlu Doğum’ ayım,
Yirmi üç Nisan Çarşamba,
Oldu bana kanlı payım.
Eşrefî, ağlayıp yazdı,
Bana oğul gibi hazdı,
Muhammet Mustafa’yı da,
Kalbin ortasına kazdı,
EKREM GÜRER/YOZGAT