Nereden çağrışım yaptı, nereden aklıma düştü bilemiyorum da bir an için “Deli Dumrul” hatırladım. Hani kuru dere yatağına yaptırdığı köprüden geçenden bir, geçmeyenden iki akçe alan zorba Deli Dumrul’u...
Olay, “Dede Korkut Masalları”nda geçer. Asırlar boyu anlatılagelmiştir..
Zorbal Deli Dumrul’un köprüsünün yanına bir oba yerleşmiş. Zaman akıp giderken, bir gün obadan feryatlar yükselmiş.
Deli Dumrul gidip bunun sebebini sormuş. “Obamızda bir yiğit öldü” demişler. Bir suçlu aramış, “Azrail” demişler..
Deli Dumrul Azrail’e kızıp dövüşmek üzere meydan okumuş. Bunun sebebini öğrenmek ve gerçekleşmesi için Yaradan’a yalvarıp yakarmış. Adı üzerinde, Deli Dumrul demişler..
Yakarışı kabul edilen Deli Dumrul bir tören düzenlemiş.
Azrail, insan suretinde törene gelmiş, kavgaya tutuşmuşlar. Can alan melekle baş etmek mümkün mü? Deli Dumrul alta düşmüş. Can tatlıdır.. Kendisini bağışlaması için Azrail’e yalvarmış. Azrail, “Senin yerine canını verecek birisini bul, kendini kurtar” demiş.
Deli Dumrul, önce annesine ve babasına gitmiş ama onlar canlarını vermek istememişler. Sonra karısına gitmiş. Karısı, onsuz bu hayatın hiçbir önemi olmadığını söylemiş ve canını vermeye razı olmuş.
Bunun üzerine Deli Dumrul ellerini açıp yalvarmış, “Ya ikimizin canınıal, ya da ikimizi de bağışla” diye. Bunun üzerine Tanrı canlarını bağışlamış, her birine yüz kırk yıl ömür vermiş...
Dede Korkut böyle anlatıyor.
Durup düşündüm.. Dünya kadar malı mülkün olsa, erişilmez denilen makamın olsa, etrafında “pervane” gibi dönen insanlar olsa ne yazar..
Sonunda Azrail’e yenileceksin... Değer mi?..
Kanuni Sultan Süleyman vefat etmişti. Defnedilmeden önce, nasıl defnedileceğine dair bir vasiyeti olduğu ortaya çıktı.
Kanuni, bir sandığın kendisiyle beraber gömülmesini vasiyet etmişti. Bu mesele konuşulmaya başlandı. İslama göre caiz miydi, değil miydi? Bu mesele konuşulurken, gömülmesi istenen sandık da ortadaydı. Bir ara onu taşıyan şahıs elinden düşürdü, içindekiler dışarı saçıldı.
Bir de baktılar ki, hükümdarlığı boyunca şeyhülislamdan aldığı fetvaların hepsini doldurmuş. Mesele anlaşılmıştı. Kanuni o fetvaları belge olarak bulundurmak ve, “Ya rabbi, ben ne yaptımsa verilen fetvalarla yaptım” demek istiyordu..
Cihan padişahı olsa ne yazar.. Sonunda gideeceği yer ve vereceğin hesap belli.. Bunlardan kaçış yok.
Önemli olan da hesap verebiliyor musun O hesabı vermek de o kadar zor ki.. Bu dünyada hesap vermeye de hiç benzemiyor