Bugünkü yazımın başlığını Allah rahmet eylesin rahmetli büyük şair Abdurrahim Karakoç’un bir şiirinden aldım. Karakoç’un bir şiiri bu başlıkla başlıyor ve uzayıp gidiyor. Şiire burada yer vermek yerine merak edenlerin açıp okumasını tavsiye ediyorum.
Yozgat’ın gündeminde başta cumhurbaşkanlığı seçimi süreci ve Yozgatlı aday gibi konular yer alırken bugün istedim ki bu konulardan uzak durayım. Daha önce de süreç ve adayla ilgili bir yazı kaleme aldıktan sonra tekrar aynı şeylere yönelmenin manası yok.
Yozgat gündemi bu hafta bu süreç ve adaya yoğunlaşırken, şehirde yaşanan durgunlukta göze çarpan cinsten. Mübarek ramazan ayı öncesi şehir de adeta yaprak oynamıyor. Yozgatlı ramazan ayına sessiz sedasız hazırlığa yoğunlaşırken, dışarıdan gelmesi beklenen gurbetçi veya tatilcilerde henüz Yozgat’a gelmiş değil.
Bizde bu atmosfer içerisinde yoğun bir gündem yerine sakin geçirdiğimiz bu haftanın bir boşluğunda dükkanında oturan esnaf, makinesinin başındaki terzi, saç sakal traşı bekleyen berberin yaptığı gibi türkülere odaklandık. Orta Anadolu insanında türkülerin ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Yukarıda belirttiğim gibi boş ve miskin zamanında bazen sözleri Abdurrahim Karakoç’a ait bir bozlağıyla, bazen ise bağrımızdan çıkardığımız ve avazı tüm yurdu saran bir Neşet Ertaş(Garip) türküsüyle alırız da başımızı bilmem nerelere gideriz şu iki dere arasına kurulu şehirden.
Tıpkı dün yaptığımız gibi boş bir anımızda, bir bardak çayın yanına bir parça türkü koyduk. Ne boş lafların içerisine gömüldük, ne de şu son günlerde mesnetsiz ve değersizleşen seçim süreci ve çatı adayı gibi tartışma konularında boğulduk.
Bir bardak çay ve bir parça türküyle huzurun, hüznün ve mutluluğun dibini bulduk. Eee garibin başka nesi var, garibin garipten dinleyeceği türküleri var. Allah onları bizlere bırakanlardan razı olsun. Yazanında, okuyanında mekanı cennet olsun.